Özellikle edebiyat ve sanatta moderniteye karşı gelişen modernizm akımının bütün sanat dalları üzerindeki etkisiyle çağdaş tiyatro içinde de modernist düşünceden etkilenen çeşitli tiyatro türleri ortaya çıkmıştır. Genel olarak sanat akımlarından bağımsız olarak gelişmeyen tiyatroda özellikle fütürist, ekspresyonist, dadaist ve sürrealist düşünceyi temel alan eserler ortaya konmuştur. Bakalım bu düşünceler çağdaş tiyatro içinde nasıl ele alınmış.

Avangart Tiyatro

1890 ile 1960 yılları, izmlerin çoğaldığı dö­nemdir. Kaynağını 19. yüzyıldan alan Fütürizm, Ekspresyonizm, Dadaizm ve Sürrealizm; Modernizm’in en üst aşaması, 20. yüzyıl sanatının en belirgin dönemecidir. Gerçekçi-doğalcı tiyatro düşüncesine karşı çıkan bir akım olarak tanımlansa da avangard sanatın amacı tüm geleneklerle bağı­nı koparmaktır. İnsanın bilinçaltını yeni bir güç kaynağı olarak kullanır. Plastik sanatlarda, şiirde önemli eserler ortaya çıkaran bu akımlar tiyatroda aynı başarıyı sağlayamamıştır. Avangart sanatçılar sanatın üretim süreçlerindeki bireyselliği yadsırlar, oluşturdukları topluluklarla ortak paydada birleşir­ler. Topluluk olarak ortak ilkeleri ve ortak yayınev­leri vardır. Bu akımın bir başka özelliği içerikten çok biçime önem vermesidir. Sözün önemi azalmış, görsel iletişim ön plana çıkmıştır. Sahne mekânını ustalıkla kullanırlar ancak oyun yazarlığında aynı etkiyi gösterememişlerdir.

Fütürist Tiyatro

Fütürizm (Gelecekçilik), I. Dünya Savaşı önce­sinde başlayıp, savaş sırasında gücünü yitirmiştir. İtalyan şair Marinetti, akımın teorisini oluşturan kişidir. 20. yüzyılın başında teknolojideki hızlı gelişimden etkilenmiş, sanatın makine çağına uy­gun özellikler taşıması ilkesini benimsemiştir. Bu yüzden hızlılık ve devingenlik ön plana çıkar. Bir yarış arabasının güzelliği, bir heykelin güzelliğine tercih edilir. Otomobil, uçak gibi devingen araç­lar en erken sanat örnekleri olarak kabul edilir. Makine hayranlığı saldırganlığı, saldırganlık savaş isteğini kışkırtır böylece en üst seviye devingenlik sayılan savaş isteği yaratılır.

Fütüristlere göre makina dinamizmi insan gücünü simgeler. Sanat bu dinamizmi ifade edecek yeni biçimler bulmalıdır. Bu dinamizmi bulmak için 1915’te Marinetti ve arkadaşları birkaç dakikaya sıkıştırılmış gösteriler sergilerler. Bu gösterilerde yer alan konu, duygu ve düşünceleri sembollerle ifade ederek makineleşen toplumun dinamizmini yansıtmaya çalışmışlardır. Bu yaklaşımla hazırladıkları 76 kısa oyun Sintesi adı altında yayınlanır. Gösterilerinde seyirciyi kışkırtmak, kendilerini yuhalatmak, seyircinin kedilerine farklı objeler fırlatmasını sağlamak gibi amaçlar edinmişlerdir. Çünkü alkış Fütüristler için can sıkıcı ve fazlasıyla ılımlı ve sindirilmiş iş­lere işaret etmekteydi.

Fütürist akım, en tanınmış temsilcilerinden Rus şair Mayakovski’nin ölümünden sonra etkisini yitirmiştir.

Ekspresyonist (Dışavurumcu) Tiyatro

Ekspresyonist Tiyatronun en önemli örneklerinden Amerikan tiyatro yazarı Eugene O’Neill’ın Hairy Ape (Türkçe’ye Aziz Çalışlar tarafından Allahın Ayısı olarak çevrilen) oyununun modern sahnelemesinden bir kesit.

Ekspresyonizm (Dışavurumculuk) avangard sanat içinde tiyatro sanatını en uzun süre etkileyen akımlardan biridir. Özellikle Almanya ve Avusturya’da etkin olmuştur. I. Dünya Savaşı’ndan önce başlamış; ütopya, yeni insan, başkaldırı kavramlarını sıklıkla kullanmış; 1925 yılında gücünü yitirmiştir. Ekspresyonizm 1901 yılında Fransa’da Empresyonist (İzlenimci) resim sanatına tepki olarak doğar. Empresyonizm’de doğadan alınan izlenimler, doğadakine benzer biçimler içinde yansıtılmaktaydı. Dışavurumculuk ise soyutlama anlayışını getirir. Bu soyutlamada nesnenin kendi değil, ressamın o nesne hakkındaki güçlü duygularını ifade etmesi esastır. Dışavurumculuk özünde soyut ve içsel olanın, zihinde yaşananın ifade edilebilmesi için yeni yollar arayışıdır. Akım 1912-25 yılları arasında tiyatroyu etkiler. Başlangıçta iç gerçeğin özgürce ifade edilmesi görüşünü benimseyen dışavurumcular giderek daha iyi bir dünya yaratma ereğine yönelmiş, siyasal ve toplumsal yönü giderek daha ağırlık taşıyan oyunlar yazmışlardır. Diğer avangard akımların aksine sadece sahne diline değil, oyun metinine de önem vermişlerdir.

Bu akımın en tanınmış sanatçısı İskandinav yazar Strindberg, tiyatro tarihinde tek perdelik yapıyı ilk kullanan kişi olmuştur.

Dadaist Tiyatro

I. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında başlayan yeni bir sanat arayışıdır. Gerçekçi sanat anlayışına şiddetli biçimde karşı çıkar. Savaş sırasında birçok politik muhalif ve sanatçı artan baskılar sonucu 1916 yılında İsviçre’ye sığınır. Dadacılık bu sanatçıların girişimi ile Zürih’te başlatılır. Sürekli savaş hâlinde olan dünyaya karşı duyulan şüphecilik ve inançsızlık üzerine temellendirilmiştir. Dadaizm’de mantığın ve aklın yerini ölçülü bir delilik alır, çünkü Dadaizm’e göre dünyanın gerçek durumu deliliktir. Bu yüzden Dadaist sanat yapıtında karmaşa ve uyumsuzluk hakimdir.

Bu akımın sözcüsü olan Tristan Tzara, anlam arayışının anlamsızlığını vurgulamak için, belli bir anlamı olmayan “Dada” sözcüğünü yeni akımın adı olarak önerir. Kısa oyunlardan oluşan Dada gösterilerinde seyirciye öfkeyle yaklaşılarak gösteri alışılmış düşünme biçimlerini sarsma aracı olarak kullanılmıştır. Amaç, düşüncenin uyuşukluktan kurtarılması, şaşkınlık yaratılmasıdır. Dadaistlere göre dünya çığırından çıktığı için ona en uygun sanat uyumsuz ve birliksiz olacak bir kaostur. Dadaizm, Fütürizm’in savaş hayranlığına karşı olmakla beraber, eş zamanlı anlatım tekniğini ve farklı anlatım araçlarını bir arada kullanması bakımından Fütürizm’den yararlanır. Dadaist gösteriler Almanya ve Fransa’da oldukça ilgi çekmiş, skandallar yaratmıştır. Tiyatro gösterileri çoklukla kavga ile son bulmuştur.

Sürrealist Tiyatro

Sürrealizm (Gerçeküstücülük) savaş sonrası düş kırıklığını, kuşkularını, güvensizliğini ifade etmek için yeni anlatım yolları arayan bir yenilik hareke­tidir. Sürrealizm, Dadaizm’in açtığı yolda, 1924 yılında Fransa’da gelişmiştir. Akımın öncüsü Andre Breton’dur.

Sürrealizm, biçimsel denemeleri ile tiyatro sa­natını etkilemiş, özellikle sahnenin görüntü diline çarpıcı yenilikler getirmiştir. Bu akımın en önemli yazar ve kuramcısı, oyuncunun önemi ve oyuncu­nun bedensel ifade olanakları konusundaki görüş­leri ile Antonin Artaud olmuştur.

Sigmund Freud…

Sürrealizm; yaşamın anlamsızlığı ve günün sa­natının yetersizliği karşısında, görünen gerçeğe sırtını dönerek mutlak olanı ruhun derinliklerinde arar; bilinçaltının karanlıklarına yönelir. Bilinçaltı gerçeğinin hiç saptırılmadan ortaya çıkarılabilmesi için insanı tutsak eden koşulların aşılmasını; ahlak, akıl, mantık, estetik kurallarının yıkılmasını zorun­lu görür. Sürrealizm, insanı bağımlı kılan makine­leşmeye karşı bir başkaldırıdır. Sürrealist yazarlara göre toplumun yüzeyindeki uyum, düzmece bir uyumdur; ikiyüzlülüğü maskelemektedir. Aslın­da dünya çıldırmıştır. Savaş bir saçmalıktır ancak yine de insan savaşa susamıştır. Bunun için insanın kendini alışılmış bağlardan kurtarması gerekir. İnsan mutlak özünü bulabilmek için dış gerçeklerden kurtulmalıdır. İnsanı karmaşık bir bütün olarak kabul eden Sürrealizm’in psikanalize olan eğilimi, bu akımın Freud etkisinde olduğunu gösterir.

Sürrealizmin tiyatroya etkisi dolaylı olmuştur. Savaş sırasında tiyatro etkinlikleri kısıtlandığından ve oyuncuların çoğu ordu için temsil vermek üzere tiyatrodan ayrıldığından tiyatro sanatı bir duraklama dönemine girmiştir. Savaş sonrasında ise sanatsal niteliği olan oyunlar değil, eğlenceli bulvar oyunları rağbet görmeye başlamıştır. Bu durumu değiştirmek isteyen öncü tiyatro sanatçıları yeni bir sanat arayışı içinde cüretli denemeler yaparlar. Alfred Jarry’nin Kral Übü adlı oyunu özde ve biçimde alışılmış tüm değerleri alt üst ederek şaşkınlık yaratmıştır. Guillaume Apollinaire’in eserleri de bu bağlamda ses getirmiştir.

Daha sonra Fransa’da Patafizik (İstisnalar Bilimi) olarak gelişecek edebiyat ve bilimi mizahi olarak harmanlayan akımı da etkileyecek olan Alfred Jarry’nin Kral Übü oyunundan bir kesit.

Yeni anlatım olanakları arayışı içinde gülünçlük, müzik, dans, ışık, renk karışımı ile şaşırtıcı etkiler yaratılmakta; akrobatlığa, komedya, tragedya türlerinin ögelerine bir arada yer verilmekte; bu tutarsız karışım ile şaşırtıcı etkiler sağlanmaktadır. Jean Cocteau’nun bale, pandomim, tiyatro düzenlemeleri sürrealist sahne sanatının en ilginç örneklerini oluşturmuştur. Bu oyunlarda güncel ile gizemli, günlük gerçek ile masal karışık olarak kul-lanılmış, antik efsaneden çağdaş anlam üretilmiştir. Picasso, Matisse, Derain, Braque, Leger, Chirico, Miro gibi ünlü ressamların dekorlarını yaptığı bale temsilleri, görüntü dilini zenginleşmiştir. Bununla beraber Sürrealist akım tiyatro türünde fazla etkin olmamıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here