Başlık ilginizi çekti değil mi? Özellikle bu başlığı seçmek istedim. Çünkü internette yaptığım araştırmalarda fark ettim ki ‘İşsizlik maaşı nasıl alınır?‘ şeklinde tahmin edebileceğinizden çok daha fazla arama yapılmış. Önce şaşırdım, fakat sonra aslında şaşırılacak hiçbir şeyin olmadığı kanısına vardım. Çünkü sanıldığının aksine artık üniversite mezunu olmak işsiz kalmayacağınız anlamına gelmiyor. Ütopyalarda yaşamak yerine biraz da gerçeklerle yüzleşmeye ne dersiniz?

Üniversiteden mezun olduktan sonra birçok kişinin cüzdanı bu şekilde…

Küçük yaşlarda başladı hepimizin okul serüveni. Sabahın en erken saatlerinde okula gidip, günün en verimli saatlerini orada geçirdik. Çoğumuz için ilkokul bu şekilde devam etti. Fakat lisedeyken de çok farklı olmadı. Ama sadece liseye geçsek yine iyiydi. Talihsizlerden bir kesim üç sene üst üste ‘SBS’ denen illetin esiri oldu. Bazıları iki sınava girdi, bazıları bir…

En küçük yaşımızdan beri ‘sınav’ kavramının dışına çıkamadık. Üniversite sınavı sanki ‘köprüden önceki son çıkış’mış gibi lanse edilip durdu. Çok klişedir ama gerçekten ‘yarış atı’ndan en ufak bir farkımız yoktu.Yemeğimiz, suyumuz, yatağımız verildi. Ve sürekli hep en iyisi en güzeli beklendi. Çevrenizde başarılı birilerinin oluşu konusundan bahsetmek bile istemiyorum. Kıyaslamalar karın ağrılarınızı tetiklerken kimse oradaki ağrının farkına bile varmadı. Ki aslında en kötüsü kimse farkına varmak bile istemedi…

Üniversiteden yeni mezun olunca…

Onca şey yaşandı, bir sürü çaba sarf edildi. Üniversitelerden mezun olundu veya mezun olunmasına çok az kaldı. Sonuç ne oldu? Beklenen, arzulanan iş hayatına hangi birimiz kavuştuk? Karamsarlık olarak algılanmasını kesinlikle istemem. Neden böyle olduğunu tartışmak istiyorum. Peki sizce ‘Neden işsiz kaldık?’

Neden İşsiz Kaldık?

Öğrencilik yıllarında kendi yağında kavrulmak dışında büyük kaygılara sahip değildi çoğumuz. Kendi okuduğu bölümlerin dışında bir sürü iş sektöründe çalışanlarımız oldu. Amaç bu noktada genel olarak ekstra masrafların karşılanmasıydı. Belki bir akşam gönül rahatlığıyla dışarı çıkabilmek, herhangi bir festivale katılabilmek veya sevilen bir sanatçının konserine gidebilmek…

Peki mezun olunca ne değişti? Aslında değişen en önemli şey; emeklerinin karşılığını almak isteyen fakat alamayan, alamadıkça da hırçınlaşan insanlar oluşumuzdu.

Tüik’in 2018 verilerine göre Türkiyede işsizlik oranı %10.82018 TÜİK verilerine göre işsizlik oranı 10,8’miş. Açıkçası hangi konuda olursa bu tarz araştırmaların güvenirlik/geçerliklerine dair tereddütler olduğunu düşünüyorum. Bunun nedeni çevremde gördüğüm işsizlik oranının artmasına katkı sağlayan kapı gibi işsiz kitlesinin varlığı olabilir.

Detaylı düşünülürse pek tabi verilen işsizlik oranının doğru olduğu da seçenekler arasına girebiliyor. Çalışmak demek illa ki kendi mesleğini icra etmek anlamına gelmiyor. Herhangi bir işte çalışan biri görünürde ‘çalışıyor’ demektir. Benim bu yazı içerisindeki temel derdim ise aslında tam olarak bu: ÇALIŞMAK.

Türkiye’nin en büyük sitelerinden birisi üzerinden Türkiye’nin tanınan, bilinen bir eğitim kurumu için bu şekilde Psikolog ve Psikolojik Danışman arandı…

Bilgi sahibi olduğum bir sektör olan eğitim sektörü üzerinden örnekler vermek istiyorum. İş başvurularım genel olarak eğitim kurumlarınaydı. Birçok yere cv bıraktım, iş arama sitelerinden başvurular yaptım, çeşitli pozisyonlar için iş görüşmelerine gittim. Her seferinde karşılaştığım manzara beni daha büyük şoka uğrattı. Aranan niteliklerin içerisinde aslında yazılı olmayan en büyük kriter şu: KÖLELİK.

 

 

 

Beyaz Yakalı Kölelik vs İşsizlik

Beyaz yakalı kölelik veya işsizlik..

Sadece işçi sınıfın çok zor şartlar altında çalıştığını düşünen bir kitle vardır, eminim. Fakat hizmet sektöründe de durum hiç farklı değil. Çünkü hizmet sektöründe de çalışıyor olsanız işveren olmadığınız sürece işçisiniz. Verilen maaş asgari ücret olup, çoğu yer sizden 10 saat çalışma beklemekte. Ki bu çalışma temposuna cumartesi, hatta bazı kurumlar da pazar da dahil. Dalga geçiyorum zannetmeyin fakat bizzat pazartesiden cumartesiye 12 saat, pazar günü ise 11,5 saat çalışma isteyen kurum bile gördüm. Verebildiğim tek tepki ise gülmek oldu. Tepkim, ruh sağlığımı koruyabilmek adına bir nevi savunma mekanizması olarak düşünülebilir.

Can sıkıcı şeylerden biri sadece bu insani olmayan çalışma şartları değil elbette. Tüm iş arama serüveninde maruz kalınan muamele insanı yıldıran en önemli faktörlerden birisi. Siz cv bırakırken yüzünüze dahi bakmayan personel, internetten yaptığınız başvurularda cv’nize aylar geçmesine rağmen hiç bakılmaması. Bir de mülakatlarda karşılaşılan tutumlar var tabi. Ki bana kalırsa en can sıkıcı olanı bu: SAYGISIZLIK.

Üzerinden zaman geçmesine rağmen hala etkisinden kurtulamadığım bir iş görüşmesinden kısaca bahsedeyim. Gittiğim kuruma karşı ilk izlenimim zaten olumlu değildi. Fakat daha kötüsünü de beklememiştim. Henüz iş detaylarına geçmeden önce insani olmayan çalışma şartlarından bahsedip bir nevi kurumun tutumunu anlamak istedim. Söylemlerime karşı aldığım cevap ise ‘Sizler çok genç olduğunuz için iş hayatını televizyondan, dizilerden, filmlerden görüp; güzel kıyafetler, lüks ofisler olarak düşünüyorsunuz.’ oldu. Algılamam için biraz zaman geçmesi gerekti tabi ki. Fakat karşımdaki kişinin hiçbir söylemine boyun eğmeden, ben kendi yoluma devam edeceğimi belirttim ve böyle devam edersem işsiz kalacağımı söyledi. O an vermek istediğim tepki ise sadece şuydu;

Peki Neden?

Her konu için bu soru kullanılabilir değil mi? Her türlü olumlu, olumsuz cümlenin ardından geldiğinde müthiş bir sorgulama sürecine sokacak minicik bir soru? Bu yazıda da temel sorumuz ‘İşsiz kaldık, peki neden?’

Bir sürü neden var. Birazından bahsedildi, bazıları kaldı. Fakat yaşananlar sizin kontrolünüzde değilse eğer, bazı şeyleri kabullenip öyle yola devam etmek gerekiyor herhalde. Yaptığım iş başvurularından falan hiçbir şey çıkmadığını gördükçe dedim ki ‘Neden uğraşıyorum? Kabul ediyorum artık ben de işsiz biriyim. İşsiz olmak beni niteliksiz biri yapmıyor. Yıllardır öyle veya böyle okul kaynaklı adam akıllı zamanım olmadı, istediğim çoğu şeyi yapamadım. E fırsat şimdi karşımda, hadi değerlendireyim.’

Psikologo Olarak Biz N’aptık?

Üniversite sürecindeyken de aklımızda hep site kurmak gibi bir düşünce vardı. Hatta son sınıfın son finalleri geldiğinde yapsak mı yapmasak mı düşünceleri iyice yoğunlaştı. Fakat yoğunluk izin vermedi. Ama artık zamandan bol bir şey yoktu. Yapılacak tek şey bu zamanı değerlendirmek olduğu için kolları sıvamaya başladık.

Başlarda kendi kendimize çaldık söyledik. İtiraf ediyoruz hiç hoş değil… Kaç kelimelik yazı yazıyorsunuz, ona uygun görseller buluyorsunuz, saatlerinizi harcıyorsunuz ama kimse görmemiş oluyor. Elbette başlarda böyle olacak bu çok aşikar fakat insan işte. Hemen her şey güzel olsun istiyor.

Fakat zamanla siz de daha rahat yazıyorsunuz ve yazılarınız okunmaya başlıyor. Bu gerçekten muazzam bir duygu. İşsiz kalmış olmaya bu noktada sevinmiştik. Çünkü bir işimiz olsaydı belki de Psikologo oluşmayacaktı. Evet bir işimiz olsa maddi bir kazancımız olacaktı fakat şu anki psikolojik doyum da tahmin edileceği üzere çok ayrı…

Psikologo, tüm sosyal medya hesaplarında aynı isimle. Facebook, instagram ve twitterdan takip etmeyi unutmayın.

Daha anlatılabilecek bir sürü şey vardır tabi ama amacımız bu değil. Amacımız sadece eleştirip bırakmak da değil. İnsan elbette ki emeğinin karşılığını almak istiyor. Alamayınca umutsuzluğa kapılıyor, her şey bitmiş gibi hissediyor, bir daha hiçbir şey iyi olmayacak diye düşünüyor. Bunların yaşanması çok normal. Biz size bu noktada umutsuzluğa kapılmayın diyemeyiz. Fakat önemli olan o umutsuzluktan zamanı geldiğinde kurtulabilmek. Kimse sizi motive etmek için peşinizde koşmayacak. Kendi motivasyonunuz kendiniz yaratın. Bizler öyle yaptık. Şimdi arkamızda her geçen gün büyüyen ve daha şimdiden konuştuğumuz dili anlayan kocaman bir aile oldu.

Hayatta her an her şey olabilir ki oluyor da. Bir anda iş sahibi olabilir başka bir anda da işsiz kalabilirsiniz. Önemli olan krizi fırsata çevirebilmek. Haksızlığa boyun eğmemek, yanlışlıkları kabul etmemek, mevcut sistemin çarkındaki bir dişli olmamak; inanın çoğu şeyden çok daha kıymetli.

Velhasıl; ne yapmak istediğinizi bilin. Kendi mesleğinizin sınırlarını, yeterliliklerini bilin. ‘Zorunda’ olmadıkça köle olmayın. Ruh sağlığı için konuşacak olursam; çevrede ‘bilinçaltı temizlikçileri’ dolaşırken sizin her şeyi boşverip bir köşeye çekilmeniz sadece kendinize verdiğiniz bir zarar olmayacak. Hayalleriniz ve bunun için motivasyonunuz olduğu sürece aşılamayacak hiçbir şey yok. Önce kendinizi aşın, gerisi gelir…

 

 

 

 

3 YORUMLAR

  1. Kaleminize sağlık. Mizahi bir dille, gerçekçilikten de asla kopmadan olan biteni o kadar güzel anlatmışsınız ki… Okurken inanılmaz keyif aldım. Maalesef ki birçok alanda olduğu gibi ruh sağlığı alanında da emek sömürüsünün haddi hesabı yok….

  2. Meslek yasasının eksikliği ruh sağlığının her alanında hissediliyor. Yasayla belirlenmediği sürece mesleki sınırlarımızı malesef korumak Türkiye gibi bir ülkede çok zor.

  3. Aynı yollardan geçen birisi olarak söyleyebilirim ki ; yazınız harika ! Katılmadığım tek bir cümlesi yok. Maalesef 2016’dan sonra mezun olan yeni arkadaşlar için bu durum giderek artmakta. Özellikle meslek hayatına yeni atılacak olan arkadaşların “romantizm”den uzaklaşıp okuması gereken, ülke gerçeklerini yansıtan bir yazı…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here