Tanımlamaya giriştiğimiz alanın bizden uzaklaşması neredeyse kaçınılmazdır. Özellikle sosyal bilimler alanında hemen hemen her zaman, tanımların ve kuramların kesin ve net sınırlarını zorlayacak örnekler karşımıza çıkar.

Sanat gibi ele avuca gelmeyen bir kavramda ise bu durum iyice belirgindir. Sanat ve benzeri üretim-yaratım etkinlikleri; kişinin anlama-bilme, sorgulama, dönemine tanıklık etme, estetik değer yaratma, kendini ifade etme, kendini gerçekleştirme ihtiyacının süreç ve sonucunda, sanatçının tercihi doğrultusunda ortaya çıkarlar. Sanat üretimi, doğası gereği sadece toplumsal biçimlendirmelerle açıklanamayacak bireysel unsurlar da barındırmakla beraber; toplumdan topluma, hatta aynı toplumda dönemden döneme değişebilen bir değerler zinciriyle ilişkilidir. Estetik olanın tanımı, sanatın güzellik algısı ile ilişkisi, neyin sanat sayılıp sayılamayacağı gibi çok temel konular; felsefe, psikoloji, sosyoloji, siyaset gibi insanın bireysel ve toplumsal varlığını konu edinmiş alanları doğrudan veya dolaylı olarak ilgilendirmektedir. İnsanlık tarihinde toplumların önemli bir kısmını etkilemiş olayların belirleyici olduğu dönemlerde kavramlar da dönüşüme uğrar. Olguların ve olayların çeşitlenmesi veya farklılaşması ile birlikte çoğu zaman anlam genişlemesi yaşanır. Sanat kavramının da bu bağlamda düşünülmesi gerekir.

İnsanlık tarihinin ilk izleriyle birlikte sanatın tarihi de oluşmaya başlamıştır. Sanat, dünya tarihinin farklı evrelerinde dönemin ve toplumun dinamiklerine göre farklı biçimlerde karşımıza çıkar. Geleneksel Sanatlar örneklerinde hemen her zaman, onlar dışındaki görsel sanatlar örneklerinde ise 19. yüzyıla gelinceye dek büyük oranda toplumuyla ve dönemiyle uyumlu ve işlevsel bir sanat üretimi görmekteyiz. Sanat olgusunun kapsam ve içeriğinin ilk kez tartışılmaya başlandığı Avrupa geleneğinde sanat; 19. yüzyıldan başlayarak, dönemiyle ve toplumuyla hesaplaşma ve sorgulama işlevini de üstlenir.

Güzel Sanatlar Kavramı

Güzel Sanatlar sınıflamasının ortaya çıkması 18. yüzyıla tarihlenmekle birlikte; bu sınıflamanın düşünsel temellerinin izini, sanat/zanaat ayrımının gündeme geldiği ve sanat eseri/sanatçı ilişkisinin yeni bir gözle değerlendirilmeye başlandığı Rönesans Dönemi’nden başlayarak sürmek mümkündür. Bu dönemde sanat ve sanatçı giderek bireysel ve bağımsız bir nitelik kazanmaya başlamakla birlikte yine de sanatın kurallarını koyan bir otorite vardı: Akademiler. Bu dönemde örgütlenmeye başlayan Akademiler, sanat eserlerinin niteliği açısından standartları belirleyen çok güçlü kurumlar olarak 19. yüzyıla dek etkilerini sürdürdüler.

Sanat Akımları

Wanderer above the Sea of Fog – Caspar David Friedrich 1982 Romantizm‘in ikon tablolarından biri.

19. yüzyıla gelindiğinde ise önceki dönemlerin sanat anlayışlarına tepki olarak belirmeye başlayan İzlenimcilik (Empresyonizm), Romantizm, Realizm gibi akımlar; akademilerin otoritesini sarsmaya başladı. Yüzyıllar boyunca biçimlenmiş olan bu geleneğe ilk karşı çıkış, modern sanatın da başlangıcıdır. Bir grup ressam, resmedilen figürlerin standart aktarımı yerine, duyumlardan gelen izlenimlerini resmetmeye başlarlar. Bu resimlerde figür var olmakla beraber, bu artık herkesin ortak bir noktada buluşacağı şekilde o figürün tanıdık ve bildik bir temsili değildir. Ressamın o andaki algısını etkileyen ışık, gölge gibi etmenlere göre biçim almıştır. 19. yüzyılda İzlenimcilik olarak ortaya çıkan bu akım, Akademi çevreleri tarafından dışlanır. İzlenimcilik, sanat alanında büyük bir tartışma başlatır ve kendisinden sonra gelecek olan birbirinden sarsıcı akımların yolunu açar. Akademiye kabul edilmenin ustalık veya estetik değerlerden ziyade, iktidar ilişkileriyle ilgili olduğunu savunan sanatçı ve akımların artmasıyla sanat ortamı giderek daha bağımsız bir nitelik kazanır. İzlenimciliğin ardından gelen Dışavurumculuk (Ekspresyonizm) ise resim sanatının kodlarını kökten bir şekilde değiştirir. Resmin konusunun dış dünyadan, duyularımızla algıladığımız bir alandan gelmesi gerekmediğini; sanatçının tamamen kendi kurgusu olan bir gerçeklikten ve kendi duygularından beslenebileceğini savunan Dışavurumculuk, 20. yüzyıla damgasını vurmuş birçok akımı besleyen ana düşüncedir.

Özgür Sanat

Bu akımlarla sanat eserinin niteliklerini ve kurallarını belirleyen otorite ve kurumların geçerliliği giderek sarsılır. Akademilerin otoritesinden kurtulan sanat, sanatçının bir kurala bağlı olmaksızın veya bir yetkinlik ölçütü aranmaksızın üretmesine olanak tanır. Dışavurumculuk ile özgürleşen sanat anlayışının yansımalarından biri olan Soyut Resim’de figür artık resmin konusu olmaktan çıkmış, yerini geometrik formlar almıştır. Bu resimler ile algıladığımız dış dünya arasında artık hiçbir ortak yan kalmamıştır. Bu devrim niteliğinde bir gelişmedir.

The Mellow Pad – Stuart Davis – 1951
Amerikan Soyut Dışavurumculuk örneklerinden.

Sanat Eseri Nedir?

19. yüzyıldan başlayarak yaşanan bütün bu gelişmeler; sanatın ne olduğu, nasıl olması gerektiği, neyin sanat eseri sayılacağı konularında tartışmalar başlatır. Bu tartışmalar, içinde bulunulan devrin sosyal ve siyasal dinamiklerini yansıtır. Örneğin 19. yüzyılın sonlarına doğru, görünmeyen birtakım enerjilerin varlığını bilimsel olarak kanıtlayan keşifler yapılır. Artık X ışınları, kızılötesi ışınlar, elektromanyetik dalgalar ölçülebilmektedir. Soyut Resim örneklerinin bir kısmı, bu heyecan verici keşiflerden beslenir.

Modernizm – Postmodernizm

20. yüzyıla gelindiğinde ise dünyanın önemli bir kısmını doğrudan etkileyen sarsıcı gelişmeler yaşandığına şahit oluruz. Bu döneme damgasını vuran I. ve II. Dünya Savaşları’nın yarattığı travma, insanlığın ilerlemeye duyduğu inancı kökten sarsar ve etkisini edebiyat, resim, felsefe, siyaset gibi pek çok alanda gösterir. Avrupa’nın ilerlemeci dünya görüşü, bu savaşları engellemeye yetmemiştir. Bu sarsıntılı ve belirsiz dönemde postmodern (modern-sonrası) anlayış hâkim olur. Modern dönemin kesin, iddialı, bilimsel önermeleri yerini belirsizlik, belirlenemezlik duygusuna bırakır. Geleneksel kavram ve teoriler; 20. yüzyıla damgasını vuran savaşları, ekonomik bunalımları, hızla ilerleyen teknolojik ve bilimsel gelişmelerin yarattığı ani değişimi anlamada işlevsiz kalınca, sanat tartışmaları hız kazanır. Sanatın geleneksel yöntemi bu parçalanmış dünyayı anlamak ve anlamlandırmak için yetmez olur. Somut, düzenli, uyumlu olanın yerini soyut, kaotik, bilinçdışı, uyumsuz olan alır.

LHOOQ – Marcel Duchamp
Dadaizmin en büyük temsilcisi, hatta müzeye pisuvar dahi koyabilecek Duchamp’ın sağlam temellere oturmuş klasik sanata başkaldırısı.

Sürrealizm, Kübizm, Dadaizm, Fütürizm, Avangart Sanat, Kavramsal Sanat, Pop Art, Minimalizm ve benzeri hareketler ve karşı duruşlarla sistem sürekli eleştirilir. 19. yüzyıldaki tartışmaların yol açtığı Gerçekçilik, İzlenimcilik gibi akımlar halen figüratif sanat anlayışı ve estetiği üzerinden tanımlanıyorken; 20. yüzyılın ortasında anlamla birlikte estetik kodlar da hızla değişir.

Sanatta Çokseslilik ve Küreselleşme

20. yüzyılın sonlarından itibaren, sanat üretiminde Batı dışındaki toplumların da dâhil olduğu ortak paydalar kullanılmaya başlanır. İletişim teknolojilerinin gelişmesi, insanların birbirinden haberdar olmalarını sağlamış; etkileşim kaçınılmaz olmuştur. Bu durumun sanat üretim pratiklerine yansıdığını görüyoruz. Günümüzde Doğu/Batı Sanatı ayrımından bahsetmek oldukça güçtür. Sanatçılar ait oldukları kültürün geleneksel motif ve temalarını kullanmayı tercih edebilirler ancak bu durum eskiden olduğu gibi üslubu belirleyecek ölçüde bir kesinlik ve zorunluluk taşımamaktadır. Günlük hayatın nesnelerini birebir kopyalamak; objeleri ve imgeleri kolajlamak, düzenlemek, yerleştirmek (enstalasyon); kendi bedenini araçsallaştırmak ve benzeri sanat eylemleri; anlamın her tür malzeme, yol ve teknikle yeniden üretilmesinin bir yolu olarak görülmeye başlanır. 21. yüzyıla gelindiğinde ise pek çok konu ve kavramın içerik ve sınırları değişir. Geleneksel yöntemler her dönemde var olmakla birlikte; yeni dönemin sanat yapma yolları, güncel teknik olanaklar ve tartışma alanları sayesinde kalıplara sığmayacak şekilde çeşitlenir.

Uluslarötesi Sanat

Çinli Sanatçı Ai WeiWei’in hayatını kaybeden Aylan Kurdi mesajlı fotoğraf çalışması.

Günümüzün sanat ortamı, akımlara ve ekollere bağlı olmayan, bu sınırlar içinde tanımlanamayan kıtalararası ve uluslarötesi niteliktedir. 21. yüzyıl, kendisini oluşturan bütün dinamiklerle birlikte bireyin ve toplumun yapısını derinden etkiledi. Teknolojinin getirdiği hızlı erişim/etkileşim/dönüşüm olanakları, pek çok alanı çok geniş bir kitlenin kullanımına açtı. Bu alanlardan birisi sanattır. Böyle olunca, sınırlar ve tanımlar giderek belirsizleşmeye başladı. Sanatın tanımı ile birlikte ‘sanat eseri’ ifadesi de artık yerini başka ifadelere bırakmıştır. Neyin sanat sayılıp neyin sayılamayacağı üzerine yapılan sonsuz tartışmalar; sanat üretimi sonucunda ortaya çıkan ürünü; sanat üretme sürecini de işin içine katacak biçimde ‘iş, performans, pratik’ olarak adlandırmamızı gerektiriyor. Klasik anlamda ‘sanat eseri’ tanımlaması artık neredeyse işlevsiz kalmaktadır. Güncel Sanat alanına baktığımızda; herhangi bir nesnenin, düşüncenin, eylemin ‘sanat’ olduğu işler, pratikler, performanslar görüyoruz.

Sanat Sanat İçindir?

Günümüzde sanattan bahsederken; amacı sanat yapmak olan bir (veya bir grup) sanatçının yarattığı özgün bir üretimi kastetmekteyiz. Bu, duruma göre, bir resim veya heykel olabileceği gibi; bazen de video, bedensel performans ya da koklama, dokunma gibi farklı duyuların deneyimini de içine alan düzenlemeler olabiliyor. Bu nedenle, Sanat Tarihi ve Arkeoloji gibi disiplinlerin alanına giren geçmiş uygarlıkların sanatını bu yüzyılda kullandığımız kategorilerle değerlendirmeye çalıştığımızda bazı zorluklarla karşılaşıyoruz.
Bütün bunlardan da anlaşılacağı üzere; belirli dönem ve toplumlardan yola çıkarak sanatın doğası hakkında genel sonuçlara ulaşmanın bilimsel açıdan olanaksız olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle sanatın herkesi ikna edecek genel bir tanımını yapamıyoruz. Ancak elbette ki kimi zaman ansiklopedik yaklaşımlarla; kimi zaman da metafor ve aforizmalar aracılığıyla sanatı tanımlamaya yönelen pek çok girişim olmuştur ve olmaya devam etmektedir.

Sanat Ne Demek?

Günümüzdeki anlamıyla sanat, yaratıcı imgelemin hüküm sürdüğü bir alandır. Bu nedenle verileri çok çeşitlidir. Bu verilerden ortak sonuçlar çıkarmamızı ve dolayısıyla evrensel olarak doğrulanabilir kuramlar oluşturmamızı sağlayacak sonuçlara ulaşmak oldukça zordur. Sanatın ne olduğunu tanımlamaya giriştikçe, bu tanıma uymayan ancak yine de sanatın alanına dâhil edilebilecek örneklerle karşılaştığımızı görüyoruz. Özellikle modern sanat eserleri, sanatın geleneksel sınırlarını ve tanımlarını zorlayan örnekler sunuyor.

Modern sanat eserlerinin niteliği dışında; sanat dünyasında tartışılan bir başka husus, farklı kültür ve dönemlerdeki sanat eserlerinin sanat mı yoksa zanaat mı olduğu konusudur. Sanatı zanaattan ayıran nedir? Bir nesneyi sanat eseri yapan hangi özelliğidir? Sanat eserini değerli kılan nedir? Sanat eserinin sınırları nesnelerle (resim, heykel, yapı), sesle (müzik), harfler ve cümlelerle (edebiyat) çizilebilir mi? Bu sorular sadece günümüzde değil, tarihsel süreçte de sorulmuştur. Verilen yanıtlara göre kuramlar ve sınıflamalar oluşturulmuş, ancak bu alandaki tartışmaları sona erdirecek genel geçer bir formül bulunamamıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here