Henrik İbsen'in Nora, Bir Bebek Evi Oyunundan Bir Kesit

1850’li yıllarda başlayıp 1950’lere kadar devam eden Realizm (Gerçekçilik), Romantizm’e tepki ola­rak doğmuştur. Realistler, romantikleri yaşamdan kopuk, toplum sorunlarına duyarsız, yapay ve aşırı duygusal bularak eleştirmişlerdir. Gerçekçi tiyatroyu savunanlar günlük yaşam gerçeklerine eğilen, bunla­rı bilimsel yöntemle irdeleyen ve sonuçları yalın bir biçimde seyirciye sunan bir yaklaşımı benimsemiş­lerdir. Bu yaklaşımda sosyolojinin kurucusu Auguste Comte’un yazılarının büyük etkisi vardır.

Delsarte Sistemi

Delsarte Sistemine Göre El Kriterleri

Sanatın hakikati yansıtması gerektiği, hakikate sadece doğrudan gözlem ile ulaşılabileceğini öne süren Gerçekçiler; oyunculukta da bilimsel yön­temlerden faydalanmışlardır. Fransa’da François Delsarte, ‘Delsarte Sistemi’ adlı eseriyle oyunculu­ğu bilimsel bir temele oturtmaya çalışmıştır. Beden zarafeti, ses ve dramatik ifadeyi geliştirmek için ku­rallar geliştirmiş, bedeni bölümlere ayırarak disip­line ettiği bir sistem oluşturmuştur. Bu sistem 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında hem Avrupa hem de Amerika’da oyuncu yetiştirmede kullanı­lan temel başvuru kaynağı olmuştur. Gerçekçilik akımının dekor ve kostümde de etkisi büyüktür. Gerçeklerle uyumu sağlamak için dekor ve kostüm tasarımında bilimsel bilgi kullanılmıştır. Mekân belirlemede arkeolojik doğruluk ve detaylar çok önemsenmiştir. Sahnede günlük yaşamdan alınan ayrıntılara yer verilmeye başlanmış, oyunculukta da gerçekçi bir üslup belirlenmiştir.

Yıldız Oyuncular Dönemi

19. yüzyılın sonuna geldiğimizde yıldız oyuncular dönemi başladığını görürüz. Fransa sahnelerinin bu dönemdeki en ünlü yıldızı ilk kez 1862 yılında sahneye çıkan Sarah Bernhardt’tır. Dönemin Gerçekçi oyun yazarları arasında Tolstoy ve Turgenyev yer alır.

Gesamtkunstwerk (Bütün Sanat Eseri)

Richard Wagner

Bazı tiyatro tarihçileri modern tiyatronun 1875 yıllarında başlayıp 1915’e kadar sürdüğünü belirtir. Tek bir kişi ile yaratılmış “usta işi sanat yapıtı” fikrini savunan Richard Wagner’in (1813­-1883) düşünceleri bu dönemin kuramsal alt yapı­sını oluşturur. Wagner’in estetik kuramında öne sürdüğü “Gesamtkunstwerk”, “ortak sanat yapıtı” tiyatro tarihi açısından büyük bir sıçrama yaratır. Wagner müzik, yazın ve oyunculuk sanatlarının ortaklaştıklarında seyirci üzerinde etki yaratacağı­na inanır. Sahne yapıtına bütünlük kazandırmak, sahne trafiği, oyunculuk, sahne tasarımı ve orkest­ra şefini bir araya getirip ortaklaşa çalıştıracak tek bir kişiye yani bir yönteme gerek olduğunu söy­leyen ilk kişidir. Tarihte ilk kez onun kurgusuyla, oyun sırasında salon ışıkları karartılmıştır.

Adolphe Appia ve Gordon Craig

Modern tiyatronun temellerini oluşturmada Adolphe Appia ve Gordon Craig’in katkısı büyük olmuştur. İsviçreli tasarımcı Adolphe Appia (1862-1928) sahne üzerinde bütünlük ve uyumun önemi üzerinde çalışmıştır. Appia’ya göre bu bütünlüğün önündeki en büyük engel iki boyutlu dekor (boyalı bez panolar) ile üç boyutlu oyuncu arasındaki uyumsuzluktur. Bunun giderilmesi için oyuncunun dekorun önünde değil içinde yer alması gerekir. Bu da ancak üç boyutlu dekor ile gerçekleşebilir. Bu değişimi sahnede rampalar, sütunlar, küpler, basamaklar merdivenler ve platform yükseltiler kullanarak sağlamayı önermiştir. Işık konusunda da devrim niteliğinde önerileri olmuştur. Işığın duygu ve eylemi değiştirdiğini, onun için sahnedeki her hareket değişiminde ışığın da değişmesi gerektiğini söyleyerek modern sahne ışıklamasının kuramını ve pratiğinin temellerini oluşturmuştur.

İngiliz sahne reformcusu olarak kabul edilen Gordon Craig seyircinin tiyatroyu işitmeye değil, görmeye geldiğini söyleyerek tiyatroyu öncelikle görsel bir sanat olarak tanımlamıştır. Dekor aracılığıyla bir yer değil, bir atmosfer yaratmak gerektiğini vurgulamıştır. Oyuncuyu bir görsel anlatım aracı olarak görmüştür. Oyuncunun üstün-kukla olması gerektiği düşüncesi tiyatroda büyük etki yaratmıştır. Yıldız oyuncuya karşı çıkmış, psikolojik oyunculuk yöntemini reddetmiş, disiplinli simgesel oyunculuğu önemsemiştir. Modern anlamda yönetmen ya da rejisörün ilk örneği Alman dükalıklarının birinin başında bulunan II. Georg’dur. Saray tiyatrosunda temsiller vermek üzere tanınmış oyunculardan oluşan bir tiyatro topluluğu kurar. Sahnelediği oyunların tarihsel açıdan doğru olması onu çağdaşlarının çok ötesine taşımıştır. Oyunlarında kullandığı tüm kostüm, aksesuar ve dekorlar tarihi gerçekliğe uygundur. Kostümler yurt dışından getirilen kumaşlarla yapılmış, aksesuar olarak hakiki silah ve kılıçlar kullanılmıştır. Takım oyunculuğu ön plana çıkmıştır.

Realist Tiyatroda Oyunculuk

19. yüzyıla dek tiyatroda sanat eseri, yazarın kaleme aldığı oyundan ibaretti. Oyuncular da, oyun metnini seyirciye aktaran araç olarak görülüyordu. Modern tiyatronun getirdiği en büyük yenilik oyuncunun bir aktarıcı olarak görülmesidir. Oyuncu yaratıcılığıyla oyunu farklılaştırıp, yeniden yaratarak seyirciye ulaştırandır. Bu anlayış oyunculuk üzerine yeni yaklaşımları ortaya çıkarmıştır.

Stanislavski Yöntemi (Metot Oyunculuğu)

Oyunculuk üzerine yöntem geliştiren ve 20. yüzyıl tiyatrosuna yön veren kişi olan Stanislavski, aktarımcı oyunculuk yerine yaratıcı oyunculuğu savunmuştur. Stanislavski yönteminin temelinde nörofizyoloji ve psikolojinin büyük etkisi vardır. Oyunculukta ve yönetmenlikte kalıcı kurallar getiren ‘Stanislavski Sistemi’ günümüzde hâlâ geçerliğini korumaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here