Karl Marx, Hegel felsefesinden yola çıkmıştır. Özellikle Hegel’den diyalektik kavramını alır; ama ona karşıt görüşleri savunur.

Hegel gibi evrenin gelişmesinin diyalektik bir biçimde olduğunu söyler: tez, antitez ve sentez. Fakat bu gelişmeler ruhta değil, maddede ortaya çıkar. Bize düşünceyi veren maddedir. Düşünce yetkin bir maddenin, beynin ürünüdür. İnsan çevresi içinde ve çevresiyle birlikte değişir. Yani, madde değiştiği için düşünceler değişir. Böylece Marx kendi deyişiyle, Hegel sistemini baş aşağı eder.

Diyalektik Materyalizm

Evrenin yapısı maddîdir. Madde, bilincin dışında ve bilinçten bağımsız bir gerçeklik olarak vardır. Maddenin varoluş biçimi de harekettir. Hareket olmadan madde olamaz. Madde olmadan da hareket düşünülemez. Evren olmuş bitmiş bir şey değil, diyalektik biçimde ilerleyen bir süreçtir. Olaylar arasındaki bağlantılar, zorunlu bağlantılardır ve özü hareket olan maddenin zorunlu gelişme yasasını kurar.

Gelişme süreci, sadece sayıca artış göstermez. Sayıca artışlar belli bir birikime ulaşınca, maddenin özelliklerinin de değişmesine neden olur. Örneğin, suyun ısısını arttırdığımızda, ısı belli bir dereceye ulaştığında, suyun artık su değil, buhara dönüştüğünü gözleriz.

Değişme, her zaman karşıtlıkların çatışmasından doğar. Örneğin, toprağa atılan tohum, hem tohum olarak kalmak hem de bir bitki haline gelmek eğilimindedir. Tohum, kendisini yok edecek olan karşıtını içinde taşır. Taşıdığı bu çatışan güçler, sonunda onun bitki durumuna gelerek yok olmasına neden olur. Tez, antitez ve sentez biçimindeki bu diyalektik ilerleyiş, evrendeki her şey için geçerlidir.

Evreni ve yasalarını bilme olanağını kabul etmeyen idealizme karşıt olarak diyalektik materyalizm, evrenin ve onun yasalarının tümüyle bilinebileceği ilkesinden hareket eder. Evrende bilinemez diye bir şey yoktur. Yalnızca henüz bilinmeyen şeyler vardır. Onlar da bilim ve teknik aracılığıyla bulunacak ve bilinecektir.

Marx felsefesinin en önemli yanlarından biri, toplum bilimine olan katkısıdır. Onun toplum felsefesinde de aynı materyalist bakış açısını buluruz.

Materyalizm; tüm açıklamalarında maddeyi temele alıp, düşüncedeki değişmeyi maddeye bağladığına göre, toplumu açıklarken de aynı yol izlenmelidir.

Maddi yaşam, toplumun üretim araçlarının yaratılmasında ve üretim biçiminde ortaya çıkar.

O zaman, üretim biçiminin toplumsal, politik ve kültürel yaşamı belirlemesi gerekir. İnsan eylemlerinin başlıca iticisi ekonomik yapıdır. Toplumun din, hukuk, ahlâk, siyaset ve aile gibi kurumlan ekonomik yapıya göre şekillenir. Bu da belirli toplum şekillerinin ve toplumsal sınıfların ortaya çıkmasına yol açar.

Toplumsal Sınıflaşma

Marx’a göre; toplumsal sınıf, birbirlerine ekonomik çıkarlarla bağlı olan, aynı koşulları paylaşan insan gruplarından oluşur. Her sınıfın başka sınıfların çıkarlarıyla karşıt olan belli çıkarları vardır. Bu nedenle, sınıflar arasında mücadele olması doğaldır. Sınıf mücadelesi belli tarihî dönemlerde ortaya çıkar. Marx’a göre bu dönemler; ilkel, köleci, feodal, kapitalist, sosyalist ve komünist toplum dönemleridir. Bu dönemleri belirleyen etken, sınıf mücadelesidir. Ekonomideki değişme de diyalektiktir. Örneğin, en ilkel toplum biçimlerinde ortak mülkiyet (tez) vardı. Bu ortak mülkiyet, köleci, feodal ve kapitalist düzene (antitez) yani özel mülkiyete doğru gelişmiş, kendi yok oluşunu içinde taşımıştır. Sonuçta yeni bir ekonomik yapı (sentez) olan sosyalist sistem ortaya çıkmıştır.

Hegel de, Marx da tarihin gidişini ve anlamım tek bir etkenden yola çıkarak açıklamaya çalışmışlardır. Hegel ideden, akıldan; Marx da ekonomik olaylardan yola çıkmıştır. Oysa toplum olayları tek yanlı bir bağlılık içinde bulunmaz. Tam tersine çok yanlı bir bağlılık içindedir.

Kaynak: Emine Yamanlar, Felsefe Tarihi, Ders Kitapları Anonim Şirketi, 2000

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here