İbn-i Sina, Batıda Avicenna adıyla da anılır. İbn-i Sina iki yönüyle dikkati çeker: Kendisinden önceki düşünürlerin öğretilerini yeni bir açıdan inceleyen filozof yönüyle ve bilim adamı yönüyle.

İbn-i Sina‘nın çeşitli tıp eserleri arasında en ünlüsü olan “El-Kanun” tıpla ilgili hemen her konuyu içine almıştır. İbn-i Sina anatomiye büyük önem vermiş, görme olayının cisimden göze gelen ışınlarla olduğunu savunmuş, çeşitli hastalıkların nedenlerini belirlemiştir. Hastalıkların nedenlerinin sadece bedenle değil, psikolojik yapıyla da ilgili olabileceğini vurgulayarak, psikolojinin kurulmasına yardımcı olmuştur. Kimya, jeoloji, fizik, astronomi ve matematikte önemli çalışmalar yapmıştır.

İbn-i Sina Tanrı Görüşü

İbn-i Sına da Farabi gibi Tanrı’da öz ve tözün aynı olduğunu, yarattıklarındaysa ayrı olduğunu savunmuştur. Bu nedenle Tanrı’nın varlığı zorunlu, yaratıkların varlığı mümkündür. Yaratıkların var olması için onlara varlıklarını veren bir unsur olmalıdır. Bu da Tanrı’dır. Varlıklar Tanrı’dan taşma (sudûr) yoluyla çıkar. Tanrı’dan çıkan ilk varlık, “İlk Akıl”dır. “İlk Akıl” kendisinde bir ikilik taşır. Bu ikilik varlık ve bilgidir. Bu “akıl”dan, yine bir başka “akıl” çıkar ve bu oluşum onuncu “akıl”a kadar gider. Onuncu ve sonuncu “akıl” “Hep Etkin Akıl“dır ve dünyamızı yönetir.

İbn-i Sina’ya göre, duyular bize ancak mümkün olan nesneleri, varlıkları gösterebilir; ama varlıklardaki düzen, nedenlerin birbirini izlemesi biçimindedir. Bunun sonucu her varlığın ve her nedenin ilk nedeni olan, kendi varlık nedenini kendisinde taşıyan zorunlu bir varlığın, Tanrı’nın olması gerekir. Ondan da, yukarıda gördüğümüz gibi taşma yoluyla varlıklar oluşacaktır. Bilim, teknik, felsefe, sanat, din, ahlak, hukuk gibi değerlerin yaratılabilmesi “Hep Etkin Akıl”a ulaşarak mümkündür. İnsan böylece en büyük mutluluğa erer.

Madde ve Ruh Ayrımı

Madde, sadece mümkün olan bir unsurdur. Bu nedenle kendi başına bir varlığı yoktur. “Yokluk” tur, kötüdür. İnsan ruhu da madde olan bedende bulunduğundan zor durumdadır; ama kaynağına, yani “Hep Etkin Akıl”a olan bağlılığım koruduğundan akıl yaşamını sürdürebilir.

Ruh bedenin ölümünden sonra, “Akıl” dünyasında asıl yaşamına kavuşur. Ancak ölümle maddeden sıyrılabilen ruh, dünyada kazandığı hazırlıkla orantılı olarak Tanrı’yı tanıyacaktır.

İbn-i Sına yaşadığı dönemde, batının tek hocası olmuştur ve etkileri günümüze kadar gelmiştir.

Kaynak: Emine Yamanlar, Felsefe Tarihi, Ders Kitapları Anonim Şirketi, 2000

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here