Hint uygarlığı, son derece gelişmiş bir uygarlıktı. Bu uygarlık, İnsanlığın ortak mirasına büyük katkılarda bulunmuştur. Hint matematikçileri, günümüzde de kabul edilen, rakamın değerinin sayıda bulunduğu yere göre değiştiği 10 tabanlı rakam sistemini (konumsal sayı sistemim) buldular. Sıfır rakamı onların buluşudur. Hintliler, kan dolaşımını Harvey’den 15 yüzyıl önce biliyorlardı. 5. yüzyılda demiri arıtmada öylesine gelişmiş bir tekniğe sahiptiler ki bu noktaya Avrupalılar ancak 19. yüzyılda ulaşabildiler. M.Ö. 5 ve 6. yüzyıllardaki en güzel resim örnekleri, Ajanta’da, kayalara oyulmuş bir tapmakta bulunmaktadır. Müzikte Hint notalaması, bilinen en eski notalamalardandır. Notaların okunabilmesi için hecelerle temsil edilmesi yöntemi ilk kez Hindistan’da bulundu. Hint İlâhileri dünyanın en eski vokal müzik parçalarıdır.

Vedizm

Hindistan’da felsefe, dinsel bir nitelik taşır. Çeşitli ırkların kaynaştığı ve birbiri içinde eridiği bir ülke olan Hindistan, genellikle dinî felsefenin beşiği sayılır. Hindistan’a özgü dinî felsefenin ayırt edici özelliği, bireysel oluşudur. Bu felsefeye göre, dış görünüşün altındaki öz öğretilemez ve öğrenilemez. Kişi, kendi kurtuluşunu sağlayacak yolu, ancak kendi derin düşünmesiyle elde eder. Bu bakımdan Hindistan, mistisizmin vatanı da sayılabilir. Hindistan’ın en eski ve millî dini Vedizm‘dir.

Vedizm, doğa güçlerinin tanrılaştırıldığı bir dindir. Bu dinin, rahiplere tören sırasında nelerin yapılacağını gösteren metinleri “veda” adını alır. Vedalar giderek karışık bir hâle geldi. Çünkü, metinler bir kuşaktan diğerine ezberlenerek aktarılıyordu. Rahipler vedalan anlaşılır bir hâle getirmek için brahmanalar adını alan metinler yazdılar. Vedizm, zamanla yerini Brahmanizme bıraktı.

Brahmanizm

Brahmanizmde brahma adlı bir tanrıya tapılır. Brahma, altın bir yumurtadan doğmuş ve yeryüzünü yaratmıştır. Sonraları Brahmanizm de yerini Hinduizme bırakmıştır. Hinduizm, şiva ve vişnu gibi tek tek tanrılara tapılması esasına dayalı bir dindir.

Budizm

M.Ö. 6. yüzyılda Buda, Budizm adını alan öğretisini ortaya koydu. Bu yeni öğreti, insanlara dünyadan vazgeçme (Nirvana) yoluyla, acıdan kurtulmayı öğütlüyordu. Yaşam acısız kılınamayınca, acı yaşamsızlıkla giderilecekti. Buda, Tanrı’dan söz etmiyor, kurtuluşu ahlâkî arınmaya bağlıyordu. Bununla birlikte, Vedizm’in ruh göçü ve günah inançlarım olduğu gibi benimsemişti.

Buda’ya göre dört temel gerçek vardı: acı çekme gerçeği (İnsanları kendilerine bağlayan tüm nesneler acı kaynağıdır.), istek gerçeği (Acı, insan isteğinden doğar.), acının yok edilmesi gerçeği (Acı, her türlü istekten el çekmekle yok edilebilir.), acının yok edilmesini sağlayan sekiz yol gerçeği (katıksız inanç, katıksız irade, katıksız söz, katıksız eylem, katıksız geçim araçları, katıksız hafıza, katıksız düşünce, katıksız iyilik).

Buda’ya göre evrende insanın bağlanabileceği hiçbir şey yoktur; çünkü madde ve ruhta da sürekli olan hiçbir şey yoktur. Evrende ancak olaylar vardır, bunlar da geçici olarak bir araya gelip yalan ve boş bir kişilikle, yalan ve boş bir dünya yaratır.

Kaynak: Emine Yamanlar, Felsefe Tarihi, Ders Kitapları Anonim Şirketi, 2000

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here