AİLE TEMELLİ MAHREMİYET EĞİTİMİ

AİLE TEMELLİ MAHREMİYET EĞİTİMİ 1

Çocukların dışarıdan gelecek tehlikelere karşı kendilerini korumaları ve duygularını yöneterek uygun tepkileri verebilmeleri ebeveynlerin en büyük isteklerinden ve çabalarından birisidir. Bu istek ve çabaları ise doğumdan itibaren temellenen ve aile içerisinde desteklenerek gelişen mahremiyet eğitimi karşılamaktadır.

Mahremiyet eğitimi sanılanın aksine sadece cinsel eğitim değildir. Cinsel eğitimin yanı sıra duyguların yönetimi becerisini kazandırma ve davranışı estetiğe dökerek nezaket ve zarafetin kazandırılmasına dayanan temel eğitimi de kapsar. Mahremiyet eğitiminde elde edilen bu kazanımlarla birlikte çocuğun yalnızca kendi koruması amacını değil aynı zamanda başkalarının sınırlarını bilmek ve başkalarına zarar vermemek üzere duygu yönetebilme becerisini de içerir. Bu duyguları ise sadece akıl yoluyla değil hislerle de yönetebilir ve mahremiyet ise bu temellerin kazandırıldığı ruhsal incelmeyle çocuğu ve davranışlarını şekillendirir.

Çocuklara bu eğitim verilirken anne baba olarak ebeveynlerin öncelikle mahremiyet kavramlarını, fiziksel, duygusal ve zihinsel sınırlarını iyi bilmesi ve bağ kurulan ev ortamında bunu sergileyerek çocuğa örnek olması gerekir. Peki nedir bu sınırlar?

Çocuğun fiziksel, zihinsel ve duygusal sınırları

Fiziksel sınır, çocuğun ev içerisinde kendi rahat ve özgür hissedeceği kişisel alanlardır. Çocuğun odasına girerken ya da eşyasını bir başkasına verirken izin alınması çocuğun kişisel sınırlarını fark etmesine ve olası sınır ihlali durumunda tepki göstermesine yol açar. Ebeveynin çocuğu izinsiz öpmesi veya çocuğun izni olmadan bir başkasına sarılması, onu öpmesi çocuğun sınırlarını ayırt edememesine yol açar ve olası tehlike durumunda çocuğun durumu normal görerek tepki göstermemesine yol açar. Unutulmamalıdır ki çocuk olası tehlike durumlarından yaşadığı hisleri ayırt ederek göstereceği tepkilerle başa çıkabilir ve mahremiyet de bir histir. Fiziksel sınırları işgal edilmiş çocukların mahremiyet hissi zayıf, duygularındaki derinlik azdır. Ebeveynin saygı göstermediği bu his ve sınırları çocuklar kendi başlarına kazanamazlar.

Mahremiyet eğitimi

Aile temelli mahremiyet eğitiminin en önemli bölümlerinden birisi ebeveynlerin çocuklara bir yol gösteren olmasıdır. Çocuk bazı duyguları diğerlerinden ayırt etmeyi ailenin ona verdiği doğru tepkiler ile anlar ve böylelikle kendi tepkisini geliştirir…

Çocuğun mahremiyet hissini oluşturan bir diğer etken zihinsel sınırlardır. Bu sınırların doğru kurulması çocuğun düşündüğünü söyleyebilmesi becerisine erişmesini sağlar. Bu sınırları ise kendini ifade ederken karşısındakinin sözlerini önemsemesi ve değer vererek dinlemesiyle oluşur. Bunun ailevi temelleri ise anne ve babası tarafından dinlenen ve konuşmasına saygı duyulan ortamların var olmasıyla oluşur. Çevresi tarafından dinlenmeyen, konuşmasına fırsat verilmeyen ya da kendini ifade ettiğinde şiddetli ve olumsuz tepkilerle karşılaşan çocuk, yabancı birileri tarafından sıkıştırıldığında ya da haksızlığa uğradığında da sıkıntısını ifade edemez.

Son olarak duygusal sınırlar ise çocuğun duygularına önem verilmesiyle ve bu duygulara saygı duyulmasıyla oluşur. Çocuğun ağladığında ya da utandığında anne ve babanın  bu duyguları yok sayması, sorgulaması, müdahale etmesi veya yönlendirmesi duygusal sınırları yok eder. Çocuk, yetişkinlerin kendisinden istediği şekilde yaşamaya çalışır ve sahte benlik geliştirir. Olduğu gibi olmak yerine kendisinden beklendiği gibi yaşar.

Mahremiyet Bilinci Nasıl Oluşur?

Çocuğa mahremiyet bilinci ‘davranış eğitimi’ şeklinde 4-7 yaşları arasında verilmelidir. Bu bilincin oluşabilmesi küçük adımlar halinde gerçekleşir. Bu adımların ilki ‘bedenim bana aittir’ bilincidir. Bebekliğinden itibaren başkalarının bakımına ihtiyacı olan çocuk 4 yaşına doğru kendi bedeninin diğerlerinden ayrı olduğunu fark etmelidir. Kendi ihtiyaçlarını kendisi karşılamalı, ebeveynlerden yalnızca ihtiyacı olduğunda destek görmesi gerektiğini fark etmelidir. Bu bilinç kapsamında anne ve baba çocuğun fiziksel sınırlarının farkına varmalı ve çocuğunda bu sınırları anlamasını sağlamalıdır. Üstünü giyinirken, banyo yaparken ya da tuvalete giderken kendi ihtiyaçlarını karşılayan çocuk bedenim benimdir hissini kazanır ve anne-babanın bu ihtiyaçlarını karşılarken çocuktan aldıkları izinle de ‘İzin vermediğim sürece bana kimse dokunamaz’ bilincinin yerleşmesi sağlanır. Ayrıca ebeveyn tarafından öğretilen ve uygulanan bu bilinçle birlikte çocuklar dokunulması yasak olan bölgelere bir başkasının izinsiz dokunması durumuna özel bilinç geliştirecek ve bu duruma maruz kaldığında gerekli refleksi gösterecektir.

Çocuğun bu refleksi geliştirebilmesi için ‘fiziksel baskıya direnme gücü’ de çocuğa kazandırılmalıdır. Bu bilincin kazandırılması içinse çocuk sevilirken orantısız güç kullanılmamalı ve çocuğun yetişkinlerin baskısından kaçamayacağı öğretilmemelidir. Bunun aksine herhangi bir güce maruz kaldığında direnmenin ve karşılık vermenin işe yarayacağı öğretilmeli ve mendil kapmaca, saklambaç, yakalamaca gibi oyunlarla çocuğun kaçma becerisi güçlendirilmelidir. Ayrıca çocuğun maruz kalacağı ve kurtulması gereken herhangi bir güç gösterisinde çocuğun nasıl tepki göstereceğine ebeveyn değil çocuk karar vermelidir. Aksi takdirde tekme atarak kaçmaya çalışacak çocuğa bağırması tavsiye edildiğinde çocuğun kafası karışacak ve tepki vermekte gecikecektir.

AİLE TEMELLİ MAHREMİYET EĞİTİMİ 2

Çocuklar kendi tepkilerini ortaya koyarlar. Ebeveynlerin buradaki en önemli rolü çocukların kendilerini keşfetmelerini sağlamaktır…

Temel davranışçı refleksi oluşturulmaya çalışılan en önemli bilincin biri de ‘akraba-çevre farkındalığı’dır. Bu kazanımın oluşturulmasında en önemli unsur güven duyduğu akrabalarıyla çevresi arasındaki farkın kavranmasını sağlamaktır. Çocuk güven duyduğu amcasıyla, amca diyerek hitap ettiği mahalle bakkalına aynı güveni duymasının önüne geçilmelidir. Bunun yerine bakkal amca ya da Ahmet amca diye hitap etmesi, bu iki yetişkinin çocuk dünyasındaki algısını değiştirecektir.

Sosyal Davranış Becerisini Kazandırma

Şimdiye kadar verilen bilgiler çocuğun kendini tehlikeden bilinçsiz şekilde sadece hisleriyle korumasını sağlamaya yöneliktir. Çocuğa kazandırılacak sosyal davranış becerileriyle birlikte çocuğun refleksleri bilinçli hale getirilmeye çalışılır.

Bu bilinçlilik hali ise olası suistimal durumlarında çocuğun göstereceği duygusal ve davranışsal tepkiler ve hayır diyebilmekle mümkündür.

Çocuğun olası suistimal durumlarında gösterebileceği en büyük duygusal tepki öfkedir. Öfke çocuğu birçok tehlikeden korur. Büyük bir güce maruz kalsa bile kendini cesaretli ve güçlü hisseder. Olası tehlikelere var gücüyle karşı koymaya çalışır. Herhangi bir suistimal planında bulunan kişinin planlarını acele etmeden adım adım uygulamaya koymasındaki sebep maruz kalınacak öfkeden korkmaktır. Zarara uğratılan çocukların çoğu öfke duygusunu kullanamadığını, eğer karşı koyarsa kendisine kızılacağından korktuğunu belirtmiştir. Bu durumda çocuğun gerekli yerde öfkesini dile getirmede aileye büyük rol düşmektedir. Çocuğun duygularını gerekli yerde gerektiği şekilde yaşamasına imkan sağlanmalı ve kurallara uymak adına sessizliğe gömüldüğünde akıllı olmakla teşvik edilmemelidir.

AİLE TEMELLİ MAHREMİYET EĞİTİMİ 3

Çocuk gerektiği yerde duygularını gösteremezse yalnızlaşır. Aile temelli mahremiyet eğitimi verilirken çocuğun kendi sınırlarını bilmesi, duygularını tanıması ve onları doğru ifade etmesi öğretilmelidir…

Son olarak çocuğa hayır diyebilmek öğretilmelidir. Bunun öğrenilmesinde uygun ortam yine aile ortamıdır. Çocuk hayır dediğinde verilen cevaba saygı duyulduğunu görürse dışarıda da hayır diyebilme becerisini geliştirir, kendini rahata ifade ederek savunma mekanizmasını geliştirir.

Bilinçli Şüphecilik

Çocuklara yönelik suiistimaller yetişkinlerin yaşadıklarından farklıdır. Çocuk yaşadığı olumsuz durumdan dolayı kendini suçlayabilir, yaşadıklarını anlatırsa ailesinin başına bir şey geleceğinden korkar, bunu unutmaya ya da yok saymaya çalışabilir ya da bunu bir sır olarak görerek kimseye anlatmak istemez. Ancak yaşadığı durumun olumsuz sonuçları çocuğun dünyasında kendine yer bulur. Bu durumda ailenin ve çocuğa yakın çevrenin bilinçli şüphecilik kazanması ve bu bilinçle hareket etmeleri önemlidir.

Şüphe, suistimalin ortaya çıkarılmasında en önemli etkendir. Eğer bu bilinçli şüphecilik olmazsa, gizli bir suistimalin ortaya çıkması neredeyse imkansızdır. Ancak bu şüphecilik yoğun kaygıya neden olacak şekilde ortaya çıkmamalı, ebeveynler istismar edilmiş çocukların davranışları ve ruh halleriyle alakalı gerçek bilgi birikimine sahip olmalıdır.

AİLE TEMELLİ MAHREMİYET EĞİTİMİ 4

Ebeveynleri ile doğru ilişkiler kuramayan çocuklar duygularını, düşüncelerini ve hissettiklerini aktarırken görünmez bariyerlerin altında kalabilirler. Örneğin korku gibi.. Çocuk, ailesi ile güven ilişkisini sorunsuz kurmalıdır bunda da ailenin rolü çok büyüktür…

Çocuğun eğitiminin en önemli kısmı mahremiyet eğitimidir. Yetişkinlerin bu eğitim hakkında yeterli bilgi ve beceriye sahip olarak uygulaması çocukların hakkıdır. Mahremiyet eğitimin yeterli ve uygun şekilde çocuğa verilmesi suiistimal durumunu tamamıyla ortadan kaldırmaz ancak alınabilecek en önemli önlemlerden biridir. Mahremiyet bilincinin oluşması ve olası suistimal durumlarında ailenin tepkileri çocuk için oldukça önemlidir. Bu gibi durumlarda aile ve çocuk için uzman desteği sağlanması oldukça önem arz etmektedir.

Çocuk için en büyük destek kaynağı ailedir ve ailenin mahremiyet bilincini temelden kazandırması en büyük mirastır.

Aile temelli mahremiyet eğitimi hakkında daha detaylı bilgi için Adem Güneş’in ‘Nezaket Ve Zarafet İçin Mahremiyet Eğitimi’ kitabından faydalanabilirsiniz. Ayrıca Psikolog Nazlı Avcıl Ökke’nin “Her Ebeveynin Çocuğunu Götürmesi Gereken Ülke” yazısını da okuyabilirsiniz.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir