Eğer şanslıysak küçükken düştüğümüzde elimizden tutup bizi kaldıran ebeveynlerimiz olmuştur. Acaba bu muydu bizi bu denli çevreye bağımlı kılan? İnsan sosyal bir varlık ve çevrenin etkisi altında kalır. Bu bilimsel araştırmalarla ortaya konmuş bir gerçekliktir. Peki bir gerçek bir insanın canını ne kadar acıtabilir? Düştüğü anda önce yukarı bakıp bir el aradıktan sonra kalkanlar, ne demek istediğimi çok iyi anlayacaklardır. Şayet o el uzatılmışsa bize ve göklere yükseltilmişsek, o elin bir anlık boşluğa düşmesiyle olduğumuz yerden daha büyük bir acıyla aynı yere düşeriz. Belki de olduğumuzdan daha derin bir çukurda buluruz kendimizi.

Dayanışma ve yardımlaşmanın iyi olduğu doğumdan itibaren bizlere anlatılmış veya gösterilmiş. Belki de doğmadan evvel kodlarımıza bile işlenmiştir, kim bilir?  Yardımlaşmanın öneminden bahsedildiği kadar tek başına kalkabilmenin de öneminden bahsedilseymiş bana diye sitem ettiğim zamanlardayım. Bir elin nesi var iki elin sesi var dendiği kadar  …. Neden denilmedi bize. Buraya bir işi kendi başına yapmanın önemiyle ilgili atasözü eklemek istedim fakat bulamadım. Başlarda sebebinin genel kültür eksikliğim olduğunu düşündüm. Tabi bunun da etkisi vardır eminim atalarımız en iyisini söylemiştir de. Fakat 3 arkadaş grubuna danıştım. Tahmin edin kaç popüler cevap aldım?

Sıfır

Fakat bu bağlamda güzel bir kamyon arkası yazısı bulduk:  “Varlığınla yaşamadım ki yokluğunla öleyim. ” Sanırım daha güzel ifade edilemezdi bu durum.

Neden oldu, nereden başladı bilmiyorum ama atalarımızdan bu yana bu denli bağımlı bir hale gelmemiz bana pek iç açıcı gelmiyor. Hep birlikte çok güçlüyüz ama ayrı ayrı da farklı güzeliz. Bütün belki de parçaların çok daha fazlası. Ama o parçalardır bütünü bütün kılan. Her bir parça tek başına var olabilmiş ki o bütün bütün olmuş. Parçaları birbirine bağımlı kılmadan bütünlük daha samimi bir bütünlüğe ulaştıracaktır bizleri.

Yardımlaşma bence insanın kendi kendine yetebilmesine yardımcı oluyorsa gerçek bir yardımdır. “Beyaz atlı prensi bekle” yerine mesela beyaz atlı prenses ol denseydi bize. Hatta bize balık vermeseydi hiç kimse. Hepimiz insanız, hepimiz kardeşiz evet ama bağlanmamalı da öyle körü körüne. Eğer “yardım bağımlılığından”nasıl kurtulabileceğinize dair bir soru işareti oluşturduysam, affola. Bu yazının devamında bu sorunun cevabını bulamayacaksınız.

İşin kolayına kaçmaktan, kendi sınırlarımızı zorlamamaktan potansiyelimizi de ortaya çıkaramıyoruz. Düşünmüyoruz, yerimize düşünenler olmuş hep veya zaten düşünmüş olanların ayak izinden çıkamamışız hiç. Aslında her yardım elinde ödülle cezalandırılıyoruz.

Peki bizler neden hep birilerine bel bağlıyoruz ? Okula gitmek için yanımıza bir arkadaş sürükleme çabamız, cesurca bir adımda “hadi şunu yapalım” derken “hadi şunu yapayım” diyemeyişimiz, bağımsızlaşma isteğimizi de bir şeylere bağlama eğilimimiz, varoluş sorumluluğumuzu hafifletme çabamız… 

Terzi kendi söküğünü dikmeye vakit bulamadığından dikemez. Yoksa yapamayacağından değil. Terzi en güzel kendi söküğünü diker hatta. Kendi problemlerimizi minimum dışa bağımlı çözdüğümüzde, çözümü içselleştirebileceğimize inanlardanım. Ya da böyle olmasını umuyorum sadece. Çünkü her insan ayrı bir dünya. Hızlı yaşıyoruz ve milyarlarca uyarıcıyla karşılaşıyoruz her gün. Herkes çok fazla meşgul değil mi?

Farklı hava durumu bile farklı etkiler yaratıyorken insanlarda bu insanların yardımı olmadan adım atamamak bizi ne kadar ilerletebilir? Nasıl ilerletebilir?  Akıl akıldan pek ala üstündür veya yalnız taş duvar olmaz fakat unutmayın ki ömrümüzün sonuna kadar koşulsuz şartsız bize yardım edecek ve bizi yalnız bırakmayacak tek kişi yine kendimizizdir. Yardım eli uzatacak dostlarımızın sayısının çok fakat onlara ihtiyacımızın az olması dileğiyle.

Not: Bunları bana söyleten, önce elimden tutup sımsıcak güneşe yükselten ve bıraktığında yine bir sıcağın koynuna ama bu sefer magmaya atan saygıdeğer dostlarıma sevgilerimle.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here