Soren Kierkegaard, varoluş terimini modern anlamda kullanan ilk düşünürdür. Kierkegaard soyut düşünmeye karşı, somut düşünmeyi savunur; çünkü soyut düşünmede birey unutulmuştur. Aynı şekilde nesnel (objektif) düşünmeye de karşı çıkar; çünkü nesnel düşünmede insanın dışındaki her şeye yönelme vardır. Bu durumda, kişisel tutku, sevgi, nefret, ilgi, kısaca her içten olan şey ölmektedir. Kierkegaard nesnel düşünme karşısına öznel (sübjektif) düşünmeyi koyar. Bireyi, varoluşunun farkında olarak belirlemek ister. Çağrısı şudur: “Yaşamını boşuna harcama, günlerini öldürme, uyku içinde geçirme, uyan ve insan ol!”

İnsanları biri cılız, diğeri kanatlı iki (eşit olmayan) atın çektiği bir arabaya oturtup yürü diye bağırırsa, uyandırabileceğini düşünür. Kanatlı at sonsuzluk, cılız at zaman, arabacı da içimizden birini temsil eder. En iyi uyandırıcı, korku ya da iç daralmasıdır. Bu korku, korkak ruhlar için değildir. Ancak korkuyu duyan ve bundan kaçmayan kimse, bu korkuyla varoluşunun uyanıklığını sürdürebilir.. Böylece varoluş sorusuna Kierkegaard’ın verdiği cevap, “Varoluş, somut, öznel ve uyanık bir insanın yaşamıdır.” olur. Ancak varoluş düşünüldüğü anda ortadan kalkar. Varoluş düşünerek değil, sezerek ve inanarak kavranır. O, akıl dışıdır. Bir anlık, birdenbire olan parlama içinde görülebilir.

Kierkegaard’a göre zaman iki çeşittir. Biri doğa bilimlerinin nesnel zamanıdır. Nesnel zaman her şeyi saniyeler, dakikalar, saatlerle ölçer. Diğeriyse, öznel zamandır. Öznel zaman her şeyi varoluş anlarıyla ölçer. İnsan yaşamının değeri, insanın yaşadığı yılların sayısına göre değil, varoluş anlarının sayısına göre ölçülmelidir.

Zaman gibi doğruluk da iki türlü anlaşılabilir. Nesnel açıdan doğruluk bir yargıdır. Oysa öznel duygular, mantıkî düşünmede susmaktadır. Bundan dolayı öznel açıdan doğruluk, kendi içini ortaya koymadır. Doğruluk ancak insan onu varoluş anında, öznel olarak yaşarsa meydana gelir. Doğruluk, ancak yaşanarak ortaya çıktığından başkasına bildirilemez. Öğretmen, öğrencisine dolaylı olarak biçim verir. Öğrencisinin gerçekleştirmesi gereken olanakları gösterir. Dolaylı bildirmenin yöntemi diyalektiktir.

Her zaman yalnız ve tek bir varoluş olabildiğinden bu felsefe gittikçe abartılmış bir bireyselliğe varır. Kişi olarak herkes ayrıdır, yalnız kendisi ve Tanrı karşısında sorumludur. Kişinin yaşamı da bu nedenle yalnızlık içinde ve yalnızlar arasında geçer. Aile gibi doğal topluluklar bile insanı yalnız dıştan sarar. Kişiliğin başladığı yerde, her topluluk biter.

Kitle bireylerden kuruludur; ama o kitleyi kuran bireyler o anda hiçbir şey değildirler. Sahici bir topluluk ancak bireyin bireyle birleştiği bir topluluk olabilir. Ancak uzun bir yalnızlık yolundan geçerek kişiliğini olgunlaştıran insanlar bir araya gelip birleşerek, gerçek bir topluluk oluşturabilirler.

Kaynak: Emine Yamanlar, Felsefe Tarihi, Ders Kitapları Anonim Şirketi, 2000

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here