Sofistler (Protagoras ve Gorgias)

Beşinci yüzyılın ortalarında, Yunanistan’da siyasi ve ekonomik bir kalkınmanın ortaya çıktığı görülmektedir. Perslerle olan savaşlarda üstün bir rol oynayan Atina, bu kalkınmanın ağırlık merkezini oluşturur. Atina’da meydana gelen bu demokratik gelişmeler, belli bir yetişme ihtiyacına yol açmıştır. Bundan dolayı bilgi, pratik bir toplumsal değer bir toplumsal güç haline gelmiştir. Demokratlaşan Atina’ya o güne kadarki eğitim sistemi artık yetmez hale gelmiştir. Bu eğitim problemi, sofistler olarak bilinen kimseler çözmeyi hedeflemişlerdir.

Sofist ifadesi, bilen ve bilgili kişi anlamına gelmektedir. Daha sonraları bu sözcük, söz söyleme sanatı (retorik) üzerine para karşılığı ders veren kimse anlamını kazanmıştır. Sofistler, kendilerinden önce gelen doğa filozoflarına bir tepki sonucu ortaya çıkmışlardır. Doğa filozofları, “Evrenin ana maddesi nedir?” sorusuna farklı yanıtlar vermişlerdi. Bu da sofistleri herkesin üzerinde birleşeceği bir bilginin olamayacağı sonucuna götürmüştür. Onlara göre, yalnız duyu algılarından oluşan sanılar bulunmaktadır. Bunlar, insandan insana değişir. Dolayısıyla doğa filozoflarının dediği gibi, algıya dayanan, değişmez bilgilerin bulunması mümkün değildir.

Sofistler, bilgi anlayışlarında rölativizm anlayışını benimsemişlerdir. Görecilik olarak da ifade edilen rölativizm, bilginin insandan insana göreli olduğunu savunmaktadır. Bu anlayışa göre, insan bilgi sahibi olabilir; ancak b bilgi genel geçerliliği olan bir bilgi değildir. Sofistler, bu düşünceleriyle septisizme giden yolu da açmışlardır. İnsanın hiçbir kesin bilgi edinemeyeceğini, bundan dolayı yargı vermekten kaçınmanın yerinde olacağını savunan görüş, şüphecilik (skeptisizm, septisizm) adını alır.

Protagoras

Protagorast, sofistlerin ilki ve en büyüğüdür. Doğa felsefesini doğru bulmaz. Çünkü, ona göre insanın genel geçerliliği olan, nesnel (objektif) bilgi edinmesi mümkün değildir. Bu düşüncesini Herakleitos‘un öğretisine dayandırarak kanıtlamayı amaçlamıştır. Bütün olabilirliği kendisinde toplanmış olan ana madde sürekli oluş içindedir. Bundan dolayı da hiçbir şey belli bir “şey” değildir. Bir şey, her an, başka şeylere göre şöyle veya bir böyle şey olmaktadır. Mutlak bir varlık yoktur; nesnelerin nitelikleri, bir anda birbirleri üzerindeki etkisinden doğmaktadır. Bundan dolayı, hiçbir nesne için “Bu, şudur.” ifadesini kullanamayız. Olsa olsa değişen bağlantıları içinde, onun başka nesnelere göre ne olmakta olduğunu söyleyebiliriz. Duyumlar da duyumlayanın o anki durumuna bağlıdır. Onun için, algı, nesneyi bize ancak algılayanın algılama anındaki durumuna nasıl görünmüşse öyle bildirir. Protagoras için, duyu algısı ve bundan doğan sanı biricik bilgimizdir. Protagoras, bundan çıkardığı sonucu şöyle dile getirir: “Her sanı doğrudur. İnsan her şeyin ölçüsüdür, var olanların varlıklarının da, var olmayanların var olmadıklarının da.” Böylece bilginin insana göre olduğunu ortaya koyar.

Gorgias

Gorgias, varlık üzerine bir bilginin imkansız olduğunu savunur. doğa felsefesinin ana problemlerinden olan asıl gerçeği var olanı bilemeyeceğimizi şu üç argümanı kullanarak kanıtlamaya çalışır.

  1. Bir şey yoktur. Çünkü olsaydı, bu ya olmuş ya da öncesiz bir şey olurdu. Öncesiz olamaz, yoksa sonsuz olurdu. Sonsuz olansa, hiçbir yerde yok. Ne kendisinde, ne başka bir şeyde, ne de hiçbir yerde olamadığına göre, bir şey yoktur.
  2. Bir şey olsaydı da bilinemezdi. Çünkü var olanın bilgisi olsaydı, var olan düşünülmüş olan olurdu, var olmayan da düşünülemezdi bile. O zaman yanılma olmazdı.
  3. Bilseydik de başkalarına bildiremezdik. Çünkü bildirme sözlerle olur. Sözse, var olandan başka bir şeydir. Bir başkasına, bir renk tasavvurunu nasıl bildirebiliriz?

Kaynak: Emine Yamanlar, Felsefe Tarihi, Ders Kitapları Anonim Şirketi, 2000

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir