Rene Descartes, yalnız Yeni Çağ felsefesinin değil, yeni matematik ve yeni doğa biliminin de kurucuları arasında yer alır. Kendisinden artık şüphe edilemeyecek mükemmel bir bilgi arar. Bu sarsılmaz bilgiye, ancak matematiğin yürüdüğü yolla ulaşılabileceğine inanır. Matematik, tıpkı formel mantık gibi bağlantılı ve açık seçik olmalıdır. Zaten bilineni öğretmekle kalmamalı, bize yeniyi de öğretmelidir. Descartes gününün matematiğinin bu eksikliklerini, matematiğin yöntemini geometriye aktarıp, analitik geometriyi kurarak gidermiştir.

Felsefede de yapılacak şey, düşünmeye başlarken, doğruluğunu doğrudan doğruya kavrayabileceğimiz, aritmetiğin birimleri gibi sağlam bir nokta bulmaktır. Aradığı sağlam noktayı bulmak için, şüpheyle işe başlayan Descartes’ın şüphesi bir yöntem şüphesidir. Doğru bilgiye varmada bir araçtır ve “metodik şüphe” adını alır.

Çevremizdeki her şey hakkında duyular yoluyla bilgi ediniriz; ama duyular bizi yanıltabilir. Şu halde çevremizdeki her şeyden, diğer insanların ve hatta Tanrı’nın bile varlığından şüphe duyabiliriz. Geriye kalan ve artık kendisinden kuşkulanamayacağımız kesin bilgi, şu anda şüphe etmekte olduğumuzdur. Şüphe etmek, düşünmektir. Bir varlığın düşünmesi içinse, var olması gerekir. Böylece Descartes, “Düşünüyorum, öyleyse varım.” sonucuna ulaşmış olur.

Düşünüyorum Öyleyse Varım

Görüyoruz ki Descartes duyulardan ve deneyden değil, akıl ve düşünceden işe başlamıştır. Bu nedenle rasyonalist bir düşünürdür. Rasyonalizm, doğru bilginin akılla elde edilebileceğini savunan görüştür. Ayrıca insan düşüncesinin sağlam bilgilere ulaşabileceğine inandığından dogmatiktir.

“Düşünüyorum, öyleyse varım.” önermesi Descartes’m uzun ve dolambaçlı bir şüphe yolunun sonunda varmış olduğu kesin, artık sarsılamaz olan doğrudur. Bir bilginin açık olmasının belirtisi, bu bilginin objesinin bize doğrudan doğruya verilmiş olmasıdır. Bilincin içindekiler bize, başka bir şeyin aracılığıyla verilmez. Bunları doğrudan doğruya biliriz. Bu nedenle “Düşünüyorum, öyleyse varım.” önermesi bilinçle bilincin dışındaki dünyayı birbirinden kesin olarak ayırdığından seçiktir.

İnsan ruhunda doğuştan gelen fikirler vardır. Örneğin Tanrı fikri bu türdendir. Herkes için Tanrı en yetkin, en mükemmel varlıktır. Bu fikir bize duyularımız yoluyla, dış çevreden gelmiş olamaz; çünkü ne dış çevre o kadar mükemmeldir ne de duyularımız bize böyle mükemmel bir varlık hakkında fikir verebilir. Bu fikri bizim ruhumuza koyan, Tanrı’nın kendisidir. O hâlde, Tanrı vardır. Tanrı kavramı da bilinç kavramı gibi açık ve seçik bir kavramdır.

Tanrı’nın varoluşunun böylece kanıtlanması, Descartes’ın geri kalan şüphelerinin de ortadan kalkmasında bir kaldıraç rolü oynar. Yetkin bir Tanrı varsa, dış dünya da vardır; çünkü Tanrı bizi yanıltmış olamaz.

Gerçekte özleri bakımından birbirinden ayn olan iki cevher vardır: ruh ve madde (cisim). Ruhun öz niteliği düşünmedir. Duyumlama, algılama, duyma vb. onun çeşitli hâlleridir. Maddenin öz niteliğiyse, yer kaplamadır. Cisim düşünmez, ruh da yer kaplamaz. Cisimler dünyasının temel olayı harekettir. Cisimlere hareketi veren Tanrı’dır. Descartes’a göre doğa, basınç ve çarpma yasalarına göre işleyen bir makine gibidir. Bu görüş felsefede mekanizm adını alır. Doğanın hiçbir yerinde rastlantı ve doğaüstü güçlerin işe karışması diye bir şey yoktur. Gerçi doğa mekanizmasının düzen ve işleyişini (doğanın yapısıyla yasalarını) Tann düşünmüş ve istemiştir; ama Tanrı onu yarattıktan sonra, doğa artık kendi kendine, kendi yasalarına göre işlemektedir.

Canlı varlıklar da, cansız cisimlerle aynı yapıdadır. Aynı yasalara göre işler. Yalnız doğrudan doğruya ruhun etkisiyle meydana gelen vücut hareketleri, yani iradeli hareketler bu açıklamanın dışında kalır. Bu hareketler de zaten yalnız insan için söz konusudur.

Ruhun temel niteliği düşünme, maddeninki de yer kaplamadır. Bunlar birbiriyle bağdaşmayan niteliklerdir; ama insanda bu iki cevher bir arada bulunur. Bu şekilde iki cevher kabul eden görüşe ikicilik (düalizm) adı verilir. Bu iki ayn cevher arasındaki bağlantıların nasıl olacağı sorusu, Descartes’tan sonraki felsefede başlıca tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmayı sürdüren düşünürler, “Kartezyenler” adını almıştır.

Kaynak: Emine Yamanlar, Felsefe Tarihi, Ders Kitapları Anonim Şirketi, 2000

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here