Hartmann, yeni varlık biliminin (ontoloji) kurucusudur. O, varlık kuramını dört boyut üzerine kurar.

İlkin varlık biçimleri ideal ve real varlık diye ayrılmalıdır. İdeal varlık alanının varlığını bize mantık ve matematik gösterir. Mantık ve matematikle ilgili tüm kavramlar değişmez, sonsuz ve zamansızdır. Bunlar sadece zihinde vardır. Real varlık alanıysa, duyularımızla kavradığımız alandır.

İkinci olarak varlığın varoluşu ve özü ayrılmalıdır. Bu ikisi her zaman birbirine bağlıdır. Var olan her şeyin özü vardır. Özü olan her şey de vardır.

Üçüncü olarak varoluş biçimleri ayrılmalıdır. İki çeşit varoluş biçimi vardır: real ve ideal varoluş biçimi.

Real Varlık Alanı

Real varlık alanı üç katmandan oluşur:

  • İnorganik katman: Cansız nesnelerin yer aldığı katmandır. Bunlarla fizik ilgilenir.
  • Organik katman: Canlı varlıklar yer alır. Bunlarla biyoloji ilgilenir.
  • Üçüncü katman: Ruhu olan, bilinçli varlıklar yer alır. Bunlarla psikoloji ilgilenir.
  • İdeal varlık alanında ise tek bir varlık tabakası bulunur. Bu tabaka, tinsel manevî varlık tabakasıdır. Felsefenin konusu olan varlıklar, insan ve değerlerdir.

Hartmann’a göre, iki varlık alanının bu dört tabakası birbirlerinden kopuk değildir. Tabakalar arasındaki ilişki; zaman, nitelik, nicelik, büyüme, yaratıcılık ve özgürlük gibi kategoriler aracılığıyla kurulur. Tabakalar arasında birinciden dördüncüye doğru bir özgürleşme, dördüncüden birinciye doğru bir güçlenme ilişkisi vardır.

Hartmann’a göre bilgi kuramı; “Nesneleri nasıl meydana getiriyoruz?” sorusunu değil, “Kendi başına var olan nesneler, nasıl oluyor da bilgi nesneleri hâline geliyor?” sorusunu ele almalıdır. Çünkü nesneler biz onları bilsek de, bilmesek de kendi başlarına vardır. Bilgi her zaman bir nesnenin kavranmasıdır. Bilgi konusunda her zaman iki unsur vardır: insan zihni ve dış dünya.

Duyularımızın bize bildirdikleri, dış dünyanın birer kopyası olmasalar da, onunla sıkı bir bağlantı içindedir. Dış dünya vardır; ama bilgi bizi ona götüren tek yol değildir. Dış dünyanın varlığını gösteren başka unsurlar da vardır. Örneğin, doğrudan doğruya yaşadıklarımız bizi dış dünyayla karşılaştırır. Karar vermek, savaşmak, çalışmak, istemek gibi duygusal durumlar bizi dış dünyaya götürür. Geleceğe yönelik plânlamalar yine bizi dış dünyaya çeker. Tüm bunları göz önünde tutan bir kimse, dış dünyanın varlığından şüphe edemez.

Agnostisizm

Hartmann’a göre, insan dış dünyayı tam olarak tanıyamaz. Dış dünyanın ötesinde, akıl dışı olan bir alan vardır ve o alan bilinemez. Bu görüş felsefede bilinemezcilik (agnostisizm) adını alır.

İnsan karar verme özgürlüğüne sahip olan bir varlıktır. Dolayısıyla insanın sorumluluğu da vardır. Hayvan içgüdüyle hareket eder. İnsan ise özgürce davranır. İnsan da biyolojik ve ruhsal yasalara bağlıdır; ama belli bir alan içinde karar verme özgürlüğüne sahiptir. Bu özgürlük kültür alanında ortaya çıkar. Kültür alanı, her ulusun kültür değerlerini, tekniğin ve sanatın ürünlerini içine alır. Bu alandaki özgürlüğü, insanın ideal dünyayla, real dünya arasındaki uçurumu kapatmasını sağlar. Hem duyarlık hem özgürlük dünyasına sahip olan tek varlık insandır.

Ahlaki Değerler

Hartmann, değişmez, zamanla ilişkisi olmayan bir ahlâkî değerler alanı kabul eder (Platon’un idealar evreni gibi). Bu alandaki ahlâkî değerler, en yüksek değerlerdir; ama insanın maddî dünyaya bağlılığı nedeniyle de en güçsüz değerlerdir. İnsan değer duygusuna sahip bir varlıktır. Değer duygusu onu bu alana çeker. Bedeniyle de maddî dünyaya bağlı olan insan, ideal ve real dünya arasında bağ kurar ve ahlâkî değerleri yeryüzünde gerçekleştirir. Bir davranışın ahlâkî olmasının iki koşulu vardır: özgürlük içinde yapılması ve en yüksek değerleri amaç edinmesi.

Ahlak ve Din Çatışması

Hartmann, ahlâkla din arasında beş noktada çatışma olduğunu savunur:

  1. Birinde bu dünyaya, diğerinde öbür dünyaya yön el inmesi. Öbür dünyaya yönelmede bu dünya değerden düşmüştür. Oysa ahlâkî davranışta insan davranışlarının alanı bu dünyadır. Öbür dünyaya yönelme ahlâka aykırı sayılır.
  2. Din, en yüksek değer olarak Tanrı’yı, ahlâk kişi olarak insanı alır.
  3. Dinde Tanrı buyruğu iyidir, ona uyulmalıdır. Ahlâktaysa, insanın ahlâkî özgürlüğü savunulur.
  4. Ahlâkî özgürlükte insanın Tanrı’nın kayırmasına ihtiyacı yoktur. Oysa dinde insanın kurtuluşu için bu zorunludur.
  5. Dindeki kurtuluş ya da bağışlama fikriyle, ahlâktaki insan onuru arasında bir bağdaşmazlık vardır. Suçun kaldırılması, suçun taşınmasından daha kötüdür. Kurtuluş ve kayırma insanın değerden düşürülmesidir. Ahlâkî özgürlüğün olmadığının da göstergesidir.

Hartmann ahlâk adına Tanrı’nın var olmaması gerektiğini savunur. Bir sorumluluk, bir özgürlük olacaksa Tanrı olmamalıdır. Tanrı’nın varlığı ahlâkî eylemin değerini düşürür, insanı aşağı, oluşmamış bir varlık hâline getirir, özgürlüğünü yok eder.

Kaynak: Emine Yamanlar, Felsefe Tarihi, Ders Kitapları Anonim Şirketi, 2000

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here