MUTLULUK DAYATMASI

  • Mutluluk nedir desem mesela ne düşünürsünüz? Muhtemelen iyi olma hali, tersinden düşünürsek kötü hissetmeme durumu veya keyifli olma gibi cevaplar gelecektir. Elbette mutluluk, fazlasıyla subjektif arka plana sahip olan bir duygu ve subjektifliğinin yanı sıra da çok fazla durumsal değişkene sahip.

TDK mutluluk için  ‘Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, mut, ongunluk, kut, saadet, bahtiyarlık, saadetlilik’ diyor. Peki gerçekten öyle mi? Yani bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmasından duyulan kıvanç durumu, mutluluk, kendi halinde işleyen doğal bir süreç mi? Mutlu olmak doğal bir süreç ise her gün maruz kaldığımız ‘mutluluk dayatması’ neyin nesi? Her geçen gün günlük hayatımızda veya sosyal medya aracılığıyla dayatılan mutluluk bu kadar önemli bir şey mi? Mutluluk iyi midir kötü müdür? Hadi hep beraber düşünelim.

Ben bu yazıda mutluluğun iyiliği veya kötülüğü üzerinde durmak, felsefi açıdan ele almak fikrinde değilim. Ben bu yazıda aslında hepimizin gördüğü, ara ara dile getirdiği ama sonrasında çok da üzerinde durulmayan ‘mutluluk dayatması’ üzerinde durmak istiyorum. Mutluluğu temelde olumlu bir duygu olarak kabul edersek olumlu bir şeyin dayatması da ne ola ki diye düşünebilirsiniz. İşte o noktada süreçler biraz daha karmaşık hale gelecek diyebiliriz.

Malumunuz son yıllarda sosyal medyanın hayatımızdaki rolü giderek arttı ve artmaya da devam ediyor. İnsanların yaşamlarına şahit oluyoruz sosyal medya aracılığıyla. Ölüm, doğum, evlilik, akademik başarı, günlük yaşantılar, şunu yedim, bunu içtim, bugün şu oldu vs. Çok fazla şekilde çoğaltılabilir bu şahit olma serüveni siz de farkındasınız zaten. Peki şahit olma serüveninde sadece şahit olmadığımızın, sadece şahit olmayla kalıp pasif bir süreç izlemediğimizin farkında mıyız?

‘Etkileşim’ üzerinde duralım istiyorum tam da bu noktada. Etkileşim tek yönlü bir kavram değil belli ki. Karşılıklı bir süreç söz konusu. Konumuz bağlamında tanımlarsak herhangi bir sosyal medya uygulamasında yapılan beğeni, yorum, paylaşım aktivitelerinde yapılan işlemlerin tümüne etkileşim deniyor. E ben yapıyorum veya karşı taraf yapıyor bunu neden karşılıklı olsun ki diye düşünebilirsiniz. Fakat burada kaçırılan nokta büyük olur. Bu kaçırılan büyük nokta ise yapılan beğeni, yorum veya paylaşımın karşı taraf üzerinde bıraktığı etkidir. Beğeni olumlu bir pekiştireçtir. Olumlu yorumlar olumlu pekiştireçtir. Yine olumlu paylaşımlar olumlu pekiştireç işlevi görür. Tam tersi durumlar için de aslında kişinin beklentisi önemlidir. Kişi ‘linç edilmek’ için paylaşım yaptıysa mesela olumlu-olumsuz her türlü etkileşim onun için olumlu pekiştireç olacaktır çünkü amacı sadece etkileşim sağlamaktı. Yani vurgulamak istediğim şey sosyal medya aracılığıyla olumlu-olumsuz olarak sürekli birbirimizi etkilediğimiz gerçeğini göz ardı etmemek.

MUTLULUK DAYATMASI 1

Etkileşimin ne kadar büyük bir etkiye sahip olduğunun zaten birçoğumuz farkındayız. Peki bizi etkilediler, etkileştik de ne oldu? Hayatımızda ne gibi değişiklikler meydana geldi?

Hatırlar mısınız bilmiyorum bundan 10 sene evvel herkesin gözünün önünde olan, yediğini içtiğini paylaşan, blogger diyebileceğimiz, insanlara ‘influence’ eden kimsecikler yoktu ortada. Öyle daha çok kendi kendimize, daha arkadaş odaklı bir sosyal medya kullanımımız vardı. Fakat son yıllarda ‘influencer’ dediğimiz insanların da öncülüğünde büyük bir sektör oluştu, gelişti ve gelişmeye de devam ediyor. Birileri sürekli olarak yaptıkları şeyleri paylaşıyor ne olursa. Yeme, içme, giyme, makyaj, yapılan her türlü aktiviteler falan filan. Ve temelde aslında paylaşımın odağı: mükemmel olma ve mutlu olma.

Mutluluğun Formülü, 10 Adımda Mutlu Olmanın Sırları, Mutlu Olmak İçin Ne Yapmak Gerekir? konseptli bir dolu saçma sapan kişisel gelişim kitabı görmüşsünüzdür muhakkak. Sosyal medyada oluşan furyanın bu kitapların aynısını hem sözlü hem sözsüz olarak insanlara işlediğini düşünmekteyim. Bak güzel giyindim ben nasıl da mutluyum, bak güzel bir yere gittim harika hissediyorum, kahvaltıda şunu yedim çok sağlıklıyım, arkadaşlarımla nasıl da eğleniyoruz temalı içeriklerle sanki mutluluk için bir anahtar varmış gibi bir algı oluştu zamanla insanların kafasında. Yanlış anlaşılmasın, toplum olarak dört bir yandan o noktaya evrildik. Yemeğe gidip yemeğin fotoğrafını paylaşmadan yiyemeyen, gittiği yere fotoğraf çektirmek için giden, pazar kahvaltısı yapmadan pazarı yaşayamayan insanlar haline geldik birkaç sene içerisinde. Sanki mutluluğunu göstermese mutluluğu eksik kalacaktı insanların. Nitekim, yeri geldi öyle de oldu…

Influencerlar üzerinde konuya girdiğime bakmayın, bu benim bir kitleye atfetmeyi amaçladığım bir problem değil. Bu artık birçok yerde önümüze çıkan bir problem. Zaman içerisinde mutluluk duygusu o kadar ‘Herkes mutlu olmalı.’ noktasına geldi ki mutsuz hisseden bir kişinin mutsuzluğu daha da ağırlaştı. Veya mutlu gözüküp mutlu hissetmeyen insanların sayısı her geçen gün daha da artıyor. Çünkü dayatılan şey her zaman mutlu görünmek veya her daim iyi olmak. Mutluluk dayatması derken bahsettiğim şey de tam olarak buydu zaten.

Mutluluk duygusunun mükemmel olmaklıkla ilişkilendirilip bir pazar haline getirilmesi ve bunun artık bir alışveriş kültürü halini alması; sonrasında da bunu fazlasıyla kanıksamış olmamız ne yalan söyleyeyim hala hayretle baktığım bir durum. Mesela neden mükemmel olmalıyım? Mesela neden mutlu olmak zorundayım? Mükemmelim ve mutlu değilim bu abes bir durum mu? Mutsuz olmak normal değil mi? İnsan sürekli mutlu veya mutsuz olabilir mi? Bahsi geçen kavramlara, duygulara ve durumlara ilişkin bir dolu soru türetilebilir elbette. Mesele artık bu soruların çoğu zaman aklımıza bile gelmemesi ve o akış içerisinde kaybolan bir toz tanesine dönüşmemiz. Aynı zamanda da toz tanesi olmayı reddedenlerin çoğu zaman yaftalanıp öteki olmak zorunda kalması…

Mutluluk Maskesi

Bir de madalyonun öteki yüzü var tabi ki. Tamam mutlu olduk, mutlu olamadıysak mutluymuş gibi yaptık. Ama ya olmadıysa? Ya mutlu görünemediysek veya mutlu görünmek için çaba sarf etmeyip mutsuz göründüysek? Hiçbir şeyden memnun olmayanlar takımı göreve gelecek ve şunu soracak: ‘Neden mutsuzsun!?’

Normal bir sorudan bahsetmiyorum elbette. Bu soru aşırı yargılayıcı, çeşitli ithamlarda bulunucu, bazen kırıcı bazen daha da mutsuz edici bir soru. Özellikle sosyal medya üzerinden bu sorunun gelmesi üzerinde duracak olursak alt yapısının çoğu zaman kişiyi daha da aşağı çekme odaklı olduğunu anlamak çok da güç değil.

Bak işte mutlusun neyin var ki sanki?

Her türlü imkanın var neden mutlu değilsin?

Kıymet bilmez birisin sen.

Şımarıksın.

Ah bak insanlar ne halde sen buna bile şükretmiyorsun.

Bu kafada olursan daha çok mutsuz olursun.

Seni mutlu etmek imkansız.

Daha Allah’tan ne istiyorsun?

gibi bir sürü soru ‘Neden mutsuzsun?’a eşlik edebilir veya ana sorunun altında yatan sorular/gerekçeler olabilir. Bunlar çeşitli savunma mekanizmalarının (yer-yön değiştirme, rasyonalizasyon, yansıtma, karşıt tepki geliştirme) etkisi olabileceği gibi insanların mutsuzluklarını sosyal medya araçlarıyla karşı tarafa yüklemeyi kolay yol olarak tercih etmeleri de olabilir.

Velhasıl, mutlu veya mutsuz olmak kişiye özgü bir süreçtir. Birilerinin, bir şeylerin dayatmalarının ürünü olmamalıdır. Dayatmanın ürünü olan bir duygunun gerçeklikten uzak olacağını söylemek çok da yanlış olmaz herhalde. Ve tabi ki duygularımız değişkendir ve süreklilikten bahsetmek mümkün değildir. Hatta şöyle söyleyeyim, sürekli mutsuzum diyen bir depresyon hastasına ‘Hiç mi, bir saniye bile mutlu hissetmediniz mi?’ diye sormak absürt olmaz. Çünkü tüm duygular gibi mutlu olmak da sürekliliği olan bir durum değildir, mutsuz olmak da.

MUTLULUK DAYATMASI 2

Olumlusuyla olumlusuyla duygular bizimdir ve onları kabul etmek bütünleşmemiz adına önemli bir unsurdur. Yani mutluluk da bizim mutsuzluk da. O zaman dışımızda var olan ve dayatmalarıyla tepemizde duran ötekilere Ozbi’den ‘Varsın diye yaşamayayım mı lan, ha?’

 

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir