Wilhelm Leibniz, yalnız bir filozof değil, aynı zamanda matematikçi, doğa bilgini, dil bilgini, hukukçu ve ilâhiyatçıdır. Yeni Çağ Alman felsefesinin ilk büyük düşünürüdür.

Yöntem anlayışında, matematiğin yöntemini felsefeye aktarmak ister. Ona göre, yalnız matematikçiler ileri sürdüklerini kanıtlayabilecek durumdadırlar. Nasıl matematikte sayılarla hesap yapılıyorsa, aynı şekilde felsefede de hesap yapılabilmelidir.

Monad

Cevher sorunu, Leibniz felsefesinin başlıca problemlerinden biri olmuştur. Cevherler sonsuz sayıdadır ve “monad” adını alır. Monadlar kendi içlerine kapalıdır. Bu yüzden birbirlerini etkileyemez. Her monad evrenin bir aynasıdır. Her monadın özünde, öteki monadların her biri temsil edilmektedir. Bu yüzden monad çokluk içinde birliktir. Monadlar aralarında bilgi yetilerine göre sıralanır. Bu sıralanma yalnız duyumlayabilen monadlarla başlar ve sadece düşünme faaliyetinde bulunabilen monad- da sona erer. En aşağıda bulunan maddedir. En üstteyse, Tanrı vardır. Tanrı tektir. Onun altındaki monadların sayısı sonsuzdur.

Monadlarm pencereleri yoktur. Birbirlerinden bir şey alıp veremez. Her monad kendi içinde yaşar; ama tüm monadlar aynı şeyi yaşar. Bu nedenle birbirlerini etkiliyormuş gibi görünür. Evrendeki düzenin temeli de buradadır. Leibniz buna “ezeli ahenk”, “önceden kurulmuş uyum” adını verir. Bu, Tanrı’nın yaratma etkinliğinin bir eseridir. Tanrı monadların sistemini bir amaca göre düzenlemiştir. Olayların meydana geliş ve akışlarında, bu amaç rol oynar. Bir saatçinin binlerce saati aynı şekilde ayarlaması gibi, Tanrı da monadları ayarlamıştır.

Monadlar maddi cinsten değildir. Böylece cevher olarak ruhu kabul ettiğinden Leibniz, spiritüalisttir. Ruhçuluk (spiritüalizm) asıl gerçeğin, tek cevherin ruh olduğunu ve maddi cinsten olan her şeyin ruhsal gerçeğin bir görüntüsü olabileceğini savunan görüştür.

Aklın ve Olgunun Doğrusu

Leibniz’e göre, iki tür doğru vardır: aklın ve olgunun doğrusu. Birtakım kavramlar baştan beri akılda bulunmaktadır. Örneğin, geometrinin kavram
ları duyulardan edinilemez. Doğuştan olan bilgilerimizin başında, Tanrı düşüncesi gelir. Yeni doğan bir çocuk, örneğin geometrinin kavramlarını bilmez; ama bunlar onun ruhunda gizlidir. Ruhun derinliklerinde yalnız kavramlar, fikirler değil, birtakım ilke ve doğrular da saklıdır. Özdeşlik, çelişmezlik ilkesi gibi. Leibniz aklın kendisinde bulunan ve çelişmezlik ilkesine dayalı olan doğrulara, “öncesiz – sonrasız – zorunlu doğrular” adını verir. İkinci bir doğru çeşidi, deneyden gelen “olgunun doğruları”dır. Akim doğruları zorunlu, olgunun doğrularıysa, tesadüflere bağlıdır. Bunlar yeter sebep ilkesine dayanır.

Leibniz Psikolojisi

Leibniz’in psikolojisi de monad öğretisine dayanır. Bedenin merkezi monadı olan ruh, ölümsüzdür; çünkü bir cevherdir. Cevher, yok edilemeyen bir şeydir. Her merkezi monad, birtakım aşağı monadlarla bağlantılıdır ve bunları birbirine bağlar. Ruh da bir merkezi monad olduğuna göre, bedensiz olmaz. Hiçbir ruh, bir bedenden ötekine atlayamaz. Tüm monadlar, bir anlamda tüm canlılar ölümsüzdür. Ölüm bir büzülme, saklı bir hayat durumuna geçmedir. Doğumsa, tersine, saklı bir hayat durumunun açılıp gelişmesidir. İnsan, ömrü boyunca kendisinde saklı bulunanları, Tanrı’nın ruhuna önceden yerleştirdiklerini yaşar. Varlık içinde sadece insan ruhunda akıl vardır.

Her şeyi bilen, en iyi, en güçlü varlık olan Tanrı’nın neden acı ve suçları eksikliklerinden gelen monadların dünyasını yarattığı sorusu, Leibniz sisteminin cevaplaması gereken bir başka sorudur. Tanrı bu evreni yaratırken, bir sürü mümkün dünyalar tasarlamıştır. Şimdikini seçmesinin nedeni, onun mümkün dünyalar arasında en iyisi olmasındandır. Tanrı iyi bir dünya yaratmak istemiştir; ama bilgeliği ancak bunu mümkün kılmıştır. Çünkü her dünyanın sonlu ve yetkin olmayan varlıklardan kurulmuş olması bir zorunluluktur.

Kaynak: Emine Yamanlar, Felsefe Tarihi, Ders Kitapları Anonim Şirketi, 2000

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here