La Mettrie, on sekizinci yüzyıl Fransız materyalizminin kurucusudur. Çıkış noktası, organik hayatla ruhsal hayatın birbirlerine paralel olduğu fikridir. Ayrıca Descartes‘ın
mekanist doğa görüşünü benimser. Doğada tüm olup bitenler “çarpmalara” bağlanabilir, dolayısıyla geride maddeyle onun hareketinden başka bir şey kalmaz. Descartes gibi, hayvanları birer makine sayar ve bunun insanlar için de geçerli olduğunu savunur; çünkü ona göre insanla hayvan arasında bir nitelik ayırımı değil, sadece bir derece ayrılığı vardır.

Beyin üzerinde yaptığı gözlemler, ona, ruhun fizikî organizmaya bağlı olduğu izlenimini vermiştir. Onun için, şimdiye kadar bilinememiş ve bundan sonra da tek başına bilinemeyecek olan ruhun, bedenle bağlantısı göz önüne alınarak incelenmesi gerektiği görüşündedir. Ruhta bulunan her şey bir şekilde bedenden geçmiştir; bir çocuğu kendisine hiçbir şey öğretmeden tam bir yalnızlık içinde büyütürsek, çocuk sonunda tüm bildiklerinin duyulardan geldiğini görür. Duyular bize canlı, hareket halindeki maddeyi bildirir. Şu hâlde duyan, düşünen ruh da maddenin bir parçasıdır. Ruh bedenin bir fonksiyonudur ve bu görevin organı da beyindir. İnsanın düşünebilmesi, ona hayvanlar arasında bir üstünlük kazandırmıştır. Bunun nedeni, insanın beyin kıvrımlarının çok incelmiş olmasıdır. Daha çok antropolojik olan La Mettrie materyalizmindeki madde, hareket ve duyumlama yeteneği olan bir unsurdur. Hareket ve duyumlama yeteneği maddenin temel nitelikleridir. Maddî doğada sert karşıtlıklar değil, geçişler vardır. Bu geçişler olmuş bitmiş biçimler değil, en aşağı biçimlerden en yüksek biçimlere doğru ilerleyen bir gelişmenin unsurlarıdır.

Kaynak: Emine Yamanlar, Felsefe Tarihi, Ders Kitapları Anonim Şirketi, 2000

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here