John Locke Felsefesi

John Locke, İngiliz aydınlanmasını, dolayısıyla da Avrupa’daki aydınlanmayı başlatan düşünürdür.

Locke’un araştırmalarının ağırlık merkezi insandır. Locke, doğuştan düşüncelerin olmadığını savunur. Ona göre, bizde birtakım kavramlar vardır. Bu kavramlar akla nereden gelmişlerdir? Zihin, başlangıçta üzerinde hiçbir şey yazılmamış olan düz beyaz bir kâğıt gibidir. Ruhta doğuştan olan yetiler vardır; ama kavramlarımız deneyden gelir. Bütün bilgilerimiz eninde sonunda deneyden gelir ve deneye dayanır. Deney iç ve dış deney diye ayrılır. Dış deneyin konusu, dışımızdaki algılanabilen nesnelerdir; iç dene- yinki de ruhun içinde olup bitenlerdir. Duyular, ruha nesnelerin renk, sıcaklık, sertlik gibi duyulur niteliklerini edindirir.

Dış Deney ve İç Deney (Empirizm)

Dış deney vücudumuzdaki bir uyarımın ya da bir hareketin beyne ulaşması, sonra da ruhumuzda bir duyumun doğmasıyla meydana gelir. İç deneyse, dış deneyden gelen tasavvurlar ruhumuzda işlenirken bu işlemeyi, bu etkinliği duymak ve yaşamaktan meydana gelir. İç deneyle kendi ruhumuzdaki durumları ve etkinlikleri, dış deneyle de ruhumuzun dışındaki nesnelerin etkinliklerini kavrarız. Locke’a göre bütün kavramlarımız bu iki kaynaktan türer. İnsan, ilk duyu izlenimlerini alır almaz tasavvurlara da sahip olmaya başlar. Onun için, insan, bu ilk duyu izlenimlerinden önce düşünemediği gibi, rüyasız uykularında da düşünmez.

Tasavvurların bir kısmı basit, bir kısmı birleşiktir. Basit tasavvurlardan bir kısmı ruha tek bir duyunun, bir kısmı da birkaç duyunun aracılığıyla ulaşır. Bir kısmı yalnız iç deneyin, bir kısmı da hem iç hem dış deneyin aracılığıyla ruhta meydana gelir. Ruh, basit tasavvurları edinirken pasiftir, birleşik tasavvurları meydana getirirken ise aktiftir. Ruh, kendine özgü yollarla tasavvuru basit bir malzeme olarak kullanır ve birleşik tasavvurları oluşturur. Ruh bu işlemi yaparken; 1. Birkaç basit tasavvuru tek bir birleşik tasavvur hâlinde bağlar. 2. Basit tasavvurları ya da birleşik tasavvurları bir araya getirir, yan yana koyar. 3. Bir tasavvuru gerçekte bağlı olduğu, birlikte bulunduğu öteki tasavvurlardan ayırır, soyutlar ki, bununla tümel kavramlar kurulur. Şu hâlde iç ya da dış deneyden gelmeyen tüm tasavvurlar, ruhun deneyden edinilmiş duyumları birbirine bağlamasından, düzenleme ve soyutlamasından oluşmuşlardır.

Duyularla edinilen basit tasavvurlar, objelerden gelir; ama nesnelerin kopyaları değil, üzerimizde bıraktığı etkidir. Bu nedenle hiçbir duyumun gerçeği olduğu gibi karşıladığını garanti edemeyiz.

Birleşik tasavvurlar bireye aittir. Bunlar, ancak düşünen kimse için psikolojik bir zorunluluk taşır. Dış dünyayla ilgili bilgilerimiz, gerçeğin tam bir yansısı olamıyor. Objelerin aralarındaki bağlantıları da, biz kendimiz düşünüyoruz. Buna göre, bir cisimler dünyasının var olduğu kesin olarak kanıtlanamaz. Bilgi deyince, objelerin yansısı olan bir tasavvur anlaşılıyorsa, ancak kendimiz üzerine bir bilgimiz olabilir. Bundan dolayı, insan için dış dünya bakımından doğruluk, doğru bilgi, tasavvurların objelere uygun olmasında değil, tasavvurların kendi aralarında birbirlerine uymasında aranmalıdır.

Locke bilgi teorisi, felsefesinin ağırlık merkezidir. İnsan bilgisini yalnız iç ve dış deneyin içinde bırakan, insanın erişebileceği doğruluğu yalnız tasavvurların kendi aralarındaki ilişkileri görmede bulan bu bilgi anlayışı, empirizmin en yalın, en kavranılır şeklidir.

Kaynak: Emine Yamanlar, Felsefe Tarihi, Ders Kitapları Anonim Şirketi, 2000

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir