Sartre, varoluşçuluk olarak adlandırdığı öğretisini yalnız felsefe eserlerinde değil, etkisi çok büyük olan roman, dram, deneme ve eleştirilerinde de ortaya koymuştur. Diğer varoluşçular gibi tüm eserlerinde, varlık sorununa yönelir. Ona göre, dünya düzensizdir. Sartre, “Dünyada iyi gitmeyen bir şey var.” der. Ona göre, dünya uyumlu bir biçimde kurulmamıştır. Tersine; zalim, acımasız, düşmanca ve saçmadır.

Hiçlik

Soru soran insanla birlikte hiçlik yeryüzüne gelmiştir. O günden beri de hiçlik, her insan olanda elmanın içindeki kurt gibi yerleşiktir. İnsan temelinden özgürdür. Çünkü önce var olup, sonra özünü özgür olarak gerçekleştiren tek varlıktır. “İnsan neyse, o değildir; ne olmuşsa, odur.”

Sartre, insan varlığıyla diğer nesnelerin varlığı arasındaki farkı inceleyerek, felsefesini bu farkla temellendirir. Herhangi bir araç yapacak olsak, ilkin bu aracın nasıl olacağını tasarlarız. Zihnimizdeki bu taslak, o aracın özüdür ve önceden belirlenmiştir. Aracın varoluşu da buna göre gerçekleştirilir; ama insanoğlunun varoluşunda durum böyle değildir. Yani insanda öz, varoluştan önce gelmez. Varoluş, özden önce gelir. İnsan kendisini “ne” yaparsa, “o” olur. Doğuşunda o, ne iyidir ne kötüdür ne bilgilidir ne dürüsttür ne de suçlu. Kendi özünü, kendi eylemleriyle yaratır.

Sartre birlikte yaşanılan insanları da yeni bir biçimde inceler. İnsanın insanla ilk bağlantısı düşmancadır. Kendi dışımızda insanlar vardır ve bunlar bizim dünyamıza girerek bizi rahatsız eden düşmanca varlıklardır. Biz de onlar için öyleyiz. Şu hâlde başkaları için var olmanın ilk anlamı çatışmadır.

Sevgi

Sartre sevgiyi inkâr eder. Sevgi içinde de, her başka şeyde olduğu gibi, hiçlik kurdu vardır. Bir yandan gerçek sevgi sürekli olmalıdır. Oysa, aylara, günlere bağlı bir sevgi, gerçek sevgi olmaktan çıkar. Öte yandan gerçek sevgi en derin özgürlükle sürekli yeniden verilmiş bir armağan olmalı. Süreklilik ve özgürlükse, birbiriyle bağdaşamaz. Bu nedenle gerçek sevgi yoktur. Her sevgide düşmanlık saklıdır. Birbiriyle çatışmak zorunda kalmamak için insanlar birbirine sarılır.

Doğruluk

Sartre, nesnel ve öncesiz sonrasız bir doğruluk tanımaz; çünkü böyle bir şey insan özgürlüğünü boğabilir. Öncesiz – sonrasız doğrular olmadığı gibi, öncesiz – sonrasız ahlâk yasaları da yoktur. Biricik mutlak değer özgürlüktür. Özgürlükle yapılan her şey ahlâka uygundur. Ona göre bir tek suç vardır; pişmanlık. Kendi yaptığından pişmanlık duyan kimse, kendi özgürlüğüne, dolayısıyla kendi özüne ihanet ediyor demektir.

Sartre’ın bu tutumu bir ahlâk gevşemesine götürmez; çünkü ona göre, insan artık yasalar, görenekler, alışkanlıklar, töreler arkasına saklanamaz. Burada herkes Tanrı karşısında gibi, sorumluluğunu kendi üzerine almıştır. Sartre, alışılmış değerler ahlâkını “alçaklar için ahlâk” olarak adlandırır.

İntihar

İntihar, özgür bir davranış değildir; çünkü özgürlük, geleceğe yönelik bir tasarıyla ortaya çıkar. Oysa ölüm tasarısını gerçekleştirmek, geleceğe yönelik tüm tasarımları ortadan kaldırmaktır. Bu nedenle intihar, özgürlüğün yok edilmesidir.

Kaynak: Emine Yamanlar, Felsefe Tarihi, Ders Kitapları Anonim Şirketi, 2000

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here