Kendimizi, başkalarını ve olayları tanıyarak anlama çabamız; onlarla etkileşimimizi de beraberinde getirir. İnsanların, başkalarının davranışlarını anlama ve kategorize etme süreçlerine sosyal algı denmektedir.

Sosyal algıya çağdaş yaklaşım Solomon Asch’in çalışmalarına (1946) dayanır. Bu çalışmalar, farklı bilgi parçalarından birinin kişiliğinin birleşik fikir haline nasıl ulaşırız sorusunun cevabını bulmak için yapılan araştırmalardır. Araştırmalardan bir tanesinde öğrencileriyle iki sıfat listesini karşılaştırdı. Sıcak, akıllı, becerikli gibi olumlu sıfatlardan oluşan kelimeleri okuyan öğrenciler, olumsuz sıfatları okuyan öğrencilere göre hedef bireyi daha olumlu şekilde samimi, zeki, sevecen olarak tanımladı. Sonuç olarak, insanların diğer insanları anlamaya yardımcı olan kendi örtük kişilik özelliklerine sahip oldukları ve farklı kişilik özelliklerini bir araya getirerek aktif olarak anlam oluşturdukları ortaya çıkmış oldu. Bireyler, diğer kişilerin duygularını fiziksel görünümlerinden, sözel veya jest ve mimikler gibi sözel olmayan iletişim yöntemlerinden doğru anlayabilir.

Günlük yaşamımızdaki bu olguları anlamamız sosyal psikolojide ‘sosyal algı’ başlığı altında incelenir. Sosyal algı, otomatik ve derinlemesine işlemek sonucu yargıya varmak şeklinde iki düşünce süreci sonucu ortaya çıkar. Çoğu sosyal psikolog bu sürecin çeşitli aşamalarından geçtiğimizin açıkça farkında olmamamıza rağmen, herhangi bir sonuca varmadan önce çeşitli bilgileri tartarak bir araya getirdiğimizi düşünmektedir.

Sosyal algının dört ana bileşeni vardır: İzlenim oluşturma, atıfta bulunma, bütünleştirme ve destekleme.

İZLENİM OLUŞTURMA

Sosyal Algının ilk adımı olan izlenim oluşturma, başkalarının ilk göze çarpan belirgin özelliklerine dayanır. Bu süreçten sonra kişilerin neden belirli şekillerde davrandıklarına odaklanırız. Erişebildiğimiz sosyal ipuçlarından sonra insan davranışlarının nedenlerini ortaya çıkarma süreci ise atıfta bulunmaktır.

Kişilerle ilk karşılaşıldığında kişi hakkında edinilen izlenimler o kişi hakkında bilgi sahibi olarak kararlarımızı şekillendireceğimiz özelliklerdir. Sosyal psikolojiye göre izlenim oluşturma süreci, yeni bilgiler ışığında sürekli yenilenerek değişen dinamik bir süreçtir.
İnsanlar hakkındaki izlenimlerimiz bize ilettikleri sözel ya da sözel olmayan bilgilere dayanır. Sözel olmayan iletişim kaynaklarından en önemlileri yüz ifadesi, fiziksel görünüm, beden dili ve kişisel mesafe şeklindedir. Başkalarıyla ilk karşılaşmamızdaki genel görünüş, fiziksel ve sözel olmayan bilgilere etkileşim ilerledikçe ayrıntılı ve betimleyici özellikler etkilenir. İlişki büyüdükçe diğer kişinin belirli durumlarda nasıl davrandığını daha çok gözlemleriz ve bu gözlemleri kişinin duyguları ve karakteri hakkında sonuçlar çıkartmak için kullanırız. Aslına bakarsanız ilk izlenimlerle sonradan edinilen sonuçların tam anlamıyla eşleşmesi nadiren gerçekleşir.

Genel olarak bireyleri tek tek değil de önceki bilgilerimize dayanarak grupların üyeleri olarak değerlendirme eğilimindeyizdir. Örneğin, birisinin bebek yüzlü olması onun daha güçsüz olduğunu düşünmemizde etkili bir ipucudur.

ATIFTA BULUNMA

Atıf teorisi, sosyal algılayıcıların nedensel açıklamalar üretirken bilgiyi nasıl kullandıklarını anlatmak için kullanılan genel bir yaklaşımdır. Yaşanan bir olaydan sonra en önemli çıkarımsal görevlerden biri nedenleri belirlemektir. Bu teori Ftriz Heider’ın yazdığı makalelerden ortaya çıkmıştır. Heider’e göre insanlar sosyal dünyayı kavrayabilmek için sürekli olarak nedensel analizler yapmaktadır ve başka insanların neye benzedikleri ve davranışlarına neden olanları anlayabilmek için içgüdüsel bir çaba göstermektedir.

Harold Kelley’e göre ise insanların bir davranışı bir nedene atfetmeleri için, davranışın her durumunda etmenin de görülmesi ve davranışın görülmediği durumda etmenin görülmemesi gerekir. Kelly, insanların davranışları üç bilgi boyutuna göre değerlendirdiklerini öne sürmektedir: Farklılık, davranışın belli bir duruma özgü olup olmamasıdır; tutarlılık, davranışın bu durumdan sonra tekrar tekrar görülmesidir; uzlaşı ise diğer bireylerin de bu durum karşısında aynı tepkiyi vermeleridir.

İçsel atıf, kişinin davranışının nedenlerinin o kişinin tutum, yetenek ve ruh hali gibi içsel özelliklerinden kaynaklandığını öne sürer. Dışsal atıf ise davranışın nedenin söz konusu kişi dışında gerçekleşmesini belirtir. Örneğin, bir sokakta yürürken arkadaşınızın çığlık attığını gördüğünüzde, arkadaşınızın delirdiğini düşünmeniz içsel atıf, tehlikeli bir durum olduğunu düşünmeniz dışsal atıftır.

Temel Atıf Hatası

Lee Ross’a göre kişiler bazı etmenleri olduğundan fazla büyüterek ya da küçülterek yapıldığını belirten eğilimlere sahiptir. Temel atıf hatası olarak adlandırılan bu teoriye göre insanlar bazı davranış veya sonuçların nedenlerini ararken içsel etmenleri fazla büyütmekte ve durumsal etmenleri küçümsemektedirler. Araştırmalara göre temel atıf hatası dünyanın her yerinde aynı şekilde değildir. Bireysel kültürlerden gelen kişilerde toplulukçu olanlara göre daha yaygın olduğu görülmüştür. Örneğin, Amerikalılara göre davranışlar bireyselken Asyalılara göre davranışlar daha çok durumlara göredir.

Kendine Hizmet Eden Ön Yargılar

Atıf hataları genel olarak kişilerin kendilerine fayda sağlaması üzerinedir. İnsanlar, başarısızlıklarını inkar etmekte ve sorumlulukları başka nedenlere yüklemekteyken başarılarını tamamen kendileri üstlenmektedir. Pek çok durumda başarılar için içsel atıfta bulunulurken, başarısızlıklar için dışsal atıf kullanılır. Mesela bir profesör öğrencilerinin başarısının sebebini kendine bağlarken başarısızlıklarını öğrencilerinin çalışmamasının nedeni olarak görür.

Beklentiler ve Kendini Gerçekleştiren Kehanetler

Kişilerin durumlara dair inançları ve beklentileri değişkenlik gösterir. Gelecekteki davranış veya olaylarla ilgili beklenen durumu üretmek için davranışlarda değişiklik görülmesine kendini gerçekleştiren kehanet adı verilir. Gerçek hayattaki durumlarda bile beklentiler direkt olarak sosyal algılara dayanmaktadır.

İZLENİMLERİ BÜTÜNLEŞTİRME

Norman H. Anderson tarafından geliştirilen bütünleştirme teorisi, ayrı ayrı yaptığımız çıkarsamaları genel bir izlenim bütünlüğüne dönüştürmemizi belirtir. Teoriye göre izlenimler, algılayıcının kişisel eğilimlerinden ve hedefin özelliklerinin ağırlıklı ortalamasına göre oluşur. Merkezi özellikler bir bireyin genel bir izlenim oluşumunda diğer özelliklere göre daha çok etkileyen özelliklerdir. İzlenimler bütünleştirilirken hangi özelliklerin merkezi olarak daha etkili olacağı bağlama ve kişiye göre değişmektedir. Örtük kişilik teorisine göre insanlar sosyal etkileşim sırasında bilgilerin boşluğunu doldurmak ve başkalarının kişiliklerini tahmin ederek anlamak için görsel, işitsel ve sözel ipuçlarına dikkat ederler.

DESTEKLEME

Atıflar yapıldıktan ve bütünleştirildikten sonra bireyler algılarını oluştururlar. Genel olarak, insanlar ön yargılardan etkilenebilir fakat yine de bu şekilde bazı yanlış değerlendirmelerine rağmen insanların sosyal algılayıcı yetkinliklerinin sağlam olmasının nedenleri vardır. Açık fikirlilik, doğru olma endişeleri ve geçmiş deneyimler sayesinde başkaları hakkında daha kesin çıkarımlar yapılabilir. Genel olarak sosyal algılar öznel olmasına rağmen testler veya yargı süreçlerinin doğru olmasıyla nesnelliğe yaklaşabilmektedir.

 

KAYNAKÇA

Kağıtçıbaşı, Ç., & Cemalcılar, Z. (2014). İnsan ve İnsanlar: Sosyal Psikolojiye Giriş. İstanbul: Evrim Yayınevi.

Sakallı, N. (2006). Sosyal Etkiler: Kim Kimi Nasıl Etkiler. Ankara: İmge Yayınevi.

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz