Nietzsche 19. yüzyılın en önemli ve etkili düşünürlerinden biridir. Felsefesinin ana çizgisi, kendi çağma toptan bir karşı çıkıştır. Çağındaki akılcılığa, felsefi sistemlere ve bütün değerlere bir bir karşı çıkar.

Nietzsche‘ye göre felsefe, Sokrates ve Platon‘dan beri insanın yaşama içgüdüsünü hiçe sayan akılcı bir bilgiye önem vermiştir. Nietzsche’nin bütün istediği insanı kurtarmak, onu akılcı uygarlıktan uzaklaştırıp, kendisinin ne olduğu üzerinde düşündürmektir. Örnek alınması gereken, Sokrates öncesi Yunan kültürü ve felsefesidir.

Evrende akıp giden, durmadan değişen bir gelişme vardır. Bu değişmeyi sürdüren yaşamın kendisidir. Öyleyse yaşam her şeyin üstündedir. Nietzsche çağıysa, akılcılığa aşırı önem vererek yaşama sırt çevirmiştir. Kendi çağının kültürü içinde en tehlikeli şey olarak Hegel felsefesini görür. Hegel tarihin gücü karşısında hayranlık duyar. Tarihin gücü önünde baş eğen kimse, her çeşit güç önünde, devlet, kamuoyu önünde de baş eğer. Oysa Nietzsche’ye göre tarihin gücüne karşı gelen, baş kaldıran kimse, erdemli insandır. İnsanlığın amacı gücünün sonuna varmak değil, daha yükseklere erişmek olmalıdır. Bunun için de önce yaşamayı öğrenmeli, tarihi de yaşamın hizmetinde kullanmalıdır.

Nietzsche, seçkinlerin hizmetinde gördüğü yığının karşısında, yalnızca büyük insanların, büyük adamların yaşamaya hakkı olduğunu söyler. Bir ulus ancak altı yedi büyük adamın sayesinde ayakta kalır. Tarihe biçim veren de büyük adamlardır.

İnsanın değeri, çalışmanın değeri gibi kavramlar birer kuruntu ve kölelik kültürünün ürünleridir. Yaşam değerleri, en yüksek değerlerdir ve büyük adam işte bu değerleri yaratandır.

Canlı olanın, yaşayanın bulunduğu her yerde güçlülük özelliği de bulunur. Böylece yaşama özelliği, güçlülük özelliğine çevrilir; çünkü evrenin özü güçlülüğe dayalıdır.

Bu evren, özünde büyük bir güçtür. Boyuna değişen, ama bütün olarak değişmez kalan bir güç. Nietzsche evreni, durmadan kendi kendini yaratan, durmadan kendi kendini yok eden bir evrendir. Buna dayanak olarak aldığı fikirse, Darwin’in kuramıdır. Darwin’deki yaşama savaşı, doğal ayıklanma fikridir.

Hegel’e göre, eşitsizlik ve güçlülerin güçsüzler üzerinde egemenliği doğaldır. Zamanın ahlâkını bir köle ahlâkı olarak niteleyen Nietzsche, Hristiyanlığm bütün değerlerine karşı çıkmış ve bu ahlâka karşı savaş açmıştır; çünkü bu ahlâk yaşamı ortadan kaldırır. Bu ahlâkın arkasında güçlü ve bağımsız olanlara karşı yığının içgüdüleri vardır.

Nietzsche, insanlara yeni amaçlar, yeni değerler getirmeye de çalışmıştır. Güçlü, bağımsız insanların egemenliğinde, bir sürü olarak gördüğü insanlıkta bir ilerleme olacağına inanır. Yığın kendini feda ederek, yok olarak “üstün insan”ı bekleyecektir.

İnsan yenilmesi, aşılması gereken bir şeydir. Her varlık kendisinden üstün bir şey yaratmıştır, öyleyse insanın da kendini aşması gerekir. Yeryüzünün amacı ve anlamı üstün insandır. İnsan, hayvanla üstün insan arasında bağlanmış bir köprüdür. Üstün insana ulaşabilmesi için insanın kendisini yok etmesi gerekecektir.

Özetle Nietzsche’ye hep bir canlılık, bir dinamizm kılavuzluk etmiştir Her dinamizmi savunan insan gibi, gözü hep geleceğe çevrilmiştir. Önemi, sadece kavram oyunları içinde kalan düşünceyle savaşmasında ve düşünceyle yaşam arasında bir bağlantı kurmasındadır.

Kaynak: Emine Yamanlar, Felsefe Tarihi, Ders Kitapları Anonim Şirketi, 2000

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here