Hikmet Kavramının Etimolojik Kökenleri

Hikmet, kaynakların bize bildirdiğine göre, ilk dönemlerde Yunanca “sophia” kelimesiyle karşılığını bulmaktadır. İslam’dan önce peygamberlerin vaaz ve irşadları anlamında kullanılan hikmet, “Vahiy” ve “İncil” anlamlarında da kullanılmıştır. Bazen hikmet kelimesinin felsefe ile eş anlamlı kullanıldığını da unutmamak gerekir.  İbranice’ de, hikmet karşılığı olarak “hakhma” kullanılır ki bu da “hkm” kökünden gelmektedir. Hakhma; ilim, dirayet, zeka anlamlarına gelir.

Hikmet, Süryanice’de de “hkm” kökünden gelir ve bilmek anlamındadır.  Bu kelime Süryanice’de “hakhmetha” şeklinde kullanılmaktadır ki, akıl, ilim, hikmet ve bilgi manalarına gelmektedir. Yine “hakhmotoroyo” kelimesi de, ilme ait, bilimsel, fenn\’ anlamlarına gelmektedir. Bu anlamların, Arapça’daki “hkm” kökünden gelen hikmet kelimesinin karşılığı olarak kullanılmasında yine tercümeler dönemindeki mütercimlerin büyük bir rolü olduğunu belirtebiliriz.

Aramice’de de “hkm” kökünden hakkim, bilge; hekma ise bilgelik anlamına gelmektedir. Hikmet kelimesinin Aramice kökenli olduğu da belirtilmektedir.

Yunanca’da hikmetin karşılığı olan sophia, zeka ve maharet anlamlarına gelir. Yeni Ahit’te ise sophia, hikmet manasında kullanıldığı gibi zeka ve maharet manalarında da kullanılır.

Batı dillerinde hikmet, idrak etmek anlamını taşıyan, Yunanca “idein”, Fransızca “voir”, Latince “videre” kelimelerinin de aslı olan “weid”, Hint-Avrupa kökünden gelmektedir. Bugün hikmet karşılığı olarak kullanılan “wisdom” eski İngilizce’de öğrenmek anlamına gelmektedir. Almanca’da hikmet (weisheit) ile bilim (wissenschaft) arasında bu bilgi-hikmet bağı bugüne dek aynen korunmuştur.

Felsefe ile Hikmet Arasındaki İlişki

Tarihsel süreç içerisinde en eski medeniyetlerde bir hikmet geleneğinin varlığı bilinmektedir. Bu geleneğin yerine göre paralellik ve etkileşimlerle devam ettiğini görüyoruz.. Sümer, Mısır, Hint, Çin ve İran gibi medeniyetlerde hikmet, tecrübi bir mahiyyet arz etmekle beraber, ilahi kaynaklı özellikler taşıdığı da anlaşılmaktadır Nitekim Mezopotamya hikmetinde, ilahi ve beşeri ayırımının yapıldığını hatta Sümerlerin yaşadıkları çevreyi müşahede ederek davranış kurallarını tespit etmeye yönelmelerine rağmen bunu belli bir düşünce kalıbına sokamamış oldukları bilinmektedir. Yine İran hikmeti sadece dini bilgiyle sınırlı değildi. Onların profan kültürlerle yakından ilgilendikleri ve seküler bilgiler ürettiklerini görmekteyiz.

Yunan’da hikmetin daha ziyade insanı çevreleyen pratik bir konusu vardır. Önceleri dinle hikmet arasında bir irtibat olmasına rağmen sonraları hikmet, dinle çelişip ayrı bir güzergah oluşturarak, seküler özelliğine kavuşmuştur.

İslam dünyasında ise hikmet kavramından ilk zamanlar felsefe anlaşılmış olmasına rağmen, bugün için hikmet, batı dillerindeki felsefe karşılığı olarak kullanılmamaktadır. Hikmet kavramı geniş manaları içermesine rağmen, felsefe; akla dayalı bilgi üretme şeklinde anlaşılmaktadır. Özellikle, Kur’an indikten sonra hikmet kavramı, daha geniş bir anlam kazanmıştır. Örneğin Bakara 269. ayette geçen hikmet, bir işi sağlam ve yerli yerince yapmak, iki şey arasında bir ilginin kurulması anlamına gelir. Buna göre hikmet, derin ve
yararlı bir bilgidir. Zira bu, Kur’an’da “Ancak öz akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar.” şeklinde geçmektedir. Burada dikkat çekici nokta Kur’an’ın akıllı insanları düşünmeye sevk eden yönünün bulunmasıdır. Bununla akıl ilkeleri ile düşünme de kastedilmiştir. Ancak bu düşünce, insanlara bir fayda vermeyi amaçlamalıdır. Yine Kur’an tefsirlerinde genellikle hikmet, Kur’an’ı, Kur’an’daki muhkem ve müteşabihleri, nasih ve mensuhu anlamak, ilim, fıkıh, akılla dini anlamak, Allah’a itaat etmek, sünnet ve akıl manalarında kullanılmıştır. Bu da bize gösteriyor ki, Kur’an ile hikmetin anlamı tamamen genişlemiş, İslami literatürde anlam zenginliğine kavuşmuştur.

Hadis kaynaklarıında ise hikmetin ilim, sünnet ve nübüvvet anlamlarında kullanıldığını görüyoruz. Nitekim bir hadiste, “Hikmet müminin yitiğidir. Bulduğu yerde onu alır” şeklindeki ifadelerle, bilginin evrenselliğinden bahsedilir. Ancak biz konumuza ışık tutması bakımından İbn Abbas’ın söylemiş olduğu şu rivayete dikkat çekmek istiyoruz. “Resulullah, bana hikmetin verilmesi hususunda duada bulundu.” ifadesinde Buhari hikmeti, “nebevi olmayan söz ve fiiller hususunda isabet” olarak yorumlamıştır. Bu nedenle İbn Abbas’ı zihin kabiliyeti münasebetiyle fevkalade hüküm verebilir, şeklinde anlamamız mümkündür. Böylece hadislerde hikmetin daha ziyade Allah vergisi olduğu üzerinde durulmakla beraber, akıl fonksiyonu olarak da ele alındığı görülür.

Buna göre Hikmetin iki anlamı vardır.

  1. Akıl ilkeleriyle düşünme,
  2. Akıl ile çözülemeyecek meselelerin nübüvvet ışığında çözülmesini sağlamak

Günümüzde felsefe kavramını irdelerken “philo” ve “sofhia” şeklinde ikiye ayırarak “Hikmet sevgisi” biçiminde klasik ifade tarzlarını kullanmamız tarihsellik açısından uygun olsa da felsefe artık bugün akla dayalı ve sistematik olarak hiçbir ön kabul (Apriori) veya herhangi bir kayda mahal vermeden sebep-sonuç ilişkileriyle düşünce üretmek şeklinde anlaşılmalı ve Müslüman entelektüellerin de bu hususa eğilmeleri gerektiği kanaatini taşımaktayız. Felsefenin ve hikmetin farklı şekilde algılanması çalışmalarımızı daha da kolaylaştıracaktır. Ancak yukarıda da değinildiği üzere “İlahi Hikmet” kavramı meseleye farklı bir boyut katmaktadır. Bu ekole bağlı olanlar ise felsefeye asla karşı çıkmamakla beraber akıl üstü problemleri çözmede zevk! yolu yani keşfi metodu kullanmak suretiyle hakikati anlayarak tatmin olmuşlardır. Çünkü ilahi hikmet çizgisi tüm peygamberlerin ortaya koydukları ortak mesajlardır. Ancak ilahi hikmet ekolüne bağlı olanlar ise daha ziyade felsefi ve zevki yönü hem iyi bilip hem de yaşayarak tadanlardır.

Kaynak: Ömer Faruk Altıparmak, “Hikmet ve Felsefe İlişkisi”, HRÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi Sayı: V Ocak-Haziran 2003, (s.86 – 118)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here