Farabi, İslam Felsefesi‘nin kurucusu olan ve orijinal bir felsefe sistemi koyan kişidir. Felsefeyle, doğa bilimleriyle, matematik ve müzikle uğraşmıştır. İslam müziğinin temellerini attığı söylenen Farabi, aynı zamanda doktordur.

Aristoteles’in mantık eserlerini şerh etmiş ve bu nedenle “Muallim-i Sâni” (ikinci öğretmen) adını almıştır. (Birinci öğretmen Aristoteles’tir.)

Farabi’ye göre, Tanrı varlıkların en üstünüdür. Tanrı; asıl gerçek ve asıl doğrudur. Tanrı var olmamazlık edemez. Çünkü,

Tanrı demek, varlığı zorunlu olan demektir. Tanrının varlığı her ne ise özü odur. Tanrıda öz ve töz aynıdır. Oysa yarattıklarında öz ve töz ayrıdır.

Farabi, varlıkları, var olmak için başka bir unsura bağlı olanlar ve bir başkasına muhtaç olmayanlar diye ayırır. Tanrı var olmak için bir başkasına muhtaç olmayan varlıktır ve diğer varlıkların varlık nedenidir. Bu nedenle zorunlu varlık (vacibülvücuttur). Diğer tüm varlıklar, varlıklarını Tanrı’ya borçlu olduklarından mümkün varlıklardır. Tanrı, zamandan bağımsızdır, öncesi ve sonrası yoktur. Onun maddesi ve biçimi söz konusu olamaz. O, bu ikisinden yapılmış karma bir unsur değildir. Aristoteles gibi Farabi de Tanrı dışındaki diğer varlıkların madde ve biçimden oluştuğunu söyler.

Bir şeyin tanımı, kendi cinsine yakın olan unsurlarla ve kendisini bu unsurlardan ayıran özelliklerle yapılır. Tanrı’nın yakın cinsi ve ayrımı olmadığından tanımı da yapılamaz. O tektir, gerçeğin, doğrunun ve güzelliğin ta kendisidir.

Tanrı’nın varlığı çeşitli biçimlerde kanıtlanabilir. Örneğin, dünyada hareket eden şeyler vardır. Hareket eden şey, hareketini bir hareket ettiriciden alır. Hareket ettirici kendisi de hareketliyse, o da hareketini bir başka hareket ettiriciden alır. Bu böyle sürüp gider; ama bu dizi sonsuza kadar gidemez. Demek ki, hareket etmeyen bir hareket ettirici vardır ki, o da Tanrı’dır. Yine, dünyadaki değişim içinde her nedenin, bir başka nedeninin olduğu görülmektedir. Ama bütün etkin nedenlerin dışında, kendisi de nedensiz olan bir etkin nedenin bulunması zorunludur, bu da Tanrı’dır.

Farabi, Tanrı’nın yalınlığı, değişmezliği ve birliğiyle ilgili kanıtlamalar da yapar.

Tanrı hem bilen hem bilinendir; çünkü onun tözü etkinlik hâlinde akıldır. Tanrı kendi kendisini biliyor demek, kendi kendisini düşünüyor demektir. Tanrı kendi kendisini düşünüyor demek, diğer varlıklara varlıklarını veriyor demektir. Bu varlıklara varlıklarını verme işlemi, onların akıllar hâlinde Tanrı’dan taşmalarıyla olur.

İlk Akıl ve Hep Etkin Akıl

İlk varlık olan Tanrı’dan taşan (sudûr eden) “İlk Akıl” hem kendisini hem Tanrı’yı bilir. Tanrı’yı bildiği için ondan da bir “İkinci Akıl” taşar. Böylelikle ortaya sırasıyla 10 akıl çıkar. Onuncu akıl “Hep Etkin Akıl“dır. “İlk Akıl”m varlığı, Tanrı dolayısıyla zorunlu, ama kendi özünde mümkündür. “İlk Akıl” kendisini bu niteliğiyle bildiği için, onun maddesinden birinci gök katı, formundan da o gök katının ruhu sudûr eder. Böylelikle on akıldan her birinin karşılığı olarak bir gök katı türer. Madde de Tanrı’dan sudûr etmiştir. Belirsizlik demek olan madde, Tanrı’ya en uzak olan varlıktır. “Hep Etkin Akıl” maddeden bağımsızdır. Kendisini ve ilk varlığı bilir. Görevi canlıları gözetmek, insanı en yüksek olgunluk derecesine ulaştırmaktır. İnsan aklı bilim, felsefe ve sanatla uğraşarak mükemmelleşir. Bu da insan aklının “Hep Etkin Akıl”la birleşmesi demektir ve insanın yöneleceği en son amaçtır. Tanrı Peygambere bu akılla vahiy gönderir.

“Hep Etkin Akıl’a ulaşmak, mutluluğa erişmek, Tanrı’ya ulaşmaktır. Bu durum sanatçılar, filozoflar, bilim adamları, iyi yöneticiler ve peygamberler için söz konusudur. Ulaşılan yer hepsinde aynı olduğuna göre, felsefenin, bilimin ve dinin doğruları “Hep Etkin Akıl”dan kaynaklanan doğrulardır. Bu nedenle hepsi aynı doğruyu farklı biçimlerde dile getirir. Farabi bu fikrini “Gerçek gerçeğe aykırı olamaz.” sözleriyle ifade eder. “Hep Etkin Akıl”dan edinilen doğruları bilim adamı ve filozof ispat ve belgeleme yoluyla, din adamı inandırma yoluyla dile getirir.

Rasyonalizm

Farabi bilgi konusunda rasyonalisttir. Akılda bir sezgi gücü bulunduğunu, insan zihninde doğuştan gelen düşünceler olduğunu savunur. Ona göre, bilginin üç kaynağı vardır: duyu, akıl ve nazar. Duyu ve akılla doğrudan ve aracısız bir bilgiye, nazarla da aracılı, dolaylı bir bilgiye sahip oluruz. Duyu ile dış dünyayı kavrarız. Akılla kendi iç dünyamızı, kendi zihinsel durumlarımızı biliriz. Nazar ise doğuştan sahip olduğumuz bilgileri verir.

Farabi’ye göre insan zihninde ayrıca sezgi gücü vardır. Sezgi, apaçık ve kesin bilgiye ulaşma aracıdır. Ona göre iki tür sezgi vardır. Bunlardan birincisi, özellikle dış dünyayı algılamamızı sağlar. İkincisi ise nazarla ilgilidir ve var olan nesnelerin ilk ilkelerini kavramamızı sağlar.

Toplumsal Mutluluk

Farabi’ye göre toplumun mutluluğu da, yine “Hep Etkin Akıl’da birleşmekle sağlanır. Yönetici gerçeklik, doğruluk, güzellik ve iyilikleri “Hep Etkin Akıl’Ta birleşerek edinir ve diğer insanlar da onu takip ederek erdemli bir toplumu gerçekleştirir. Farabi, geniş çapta bir hümanizm anlayışına ve dünya devleti düşüncesine sahiptir. Medinetü’l Fazıla (Erdemli Toplumun İlkeleri Üzerine Kitap) adlı eserinde erdemsiz bir toplumu oluşturan ilkeleri belirtir ve buna karşı erdemli toplum modelini önerir. Erdemli toplumda insanlar birbirlerini sever ve aynı yüce varlığın yarattığı varlıklar olarak görürler. Bu nedenle, birbirlerine yardım eder ve birbirlerini tamamlarlar.

Sonraki Düşünürlerde Farabi Etkisi

Farabi doğuda ve batıda kendisinden sonraki kuşaklan etkilemiş bir düşünürdür. Bu etkileme üç noktada olmuştur:

  1. Farabi, Tanrı’da “öz” ile “töz” aynıdır, yaratıklarında ayrıdır, diyerek yaratıcı Tanrı’yla, yaratılmış varlıklar kavramını açıkça belirlemiştir. Bu belirlemenin en önemli sonucu, insanın zihninde bulunan herhangi bir kavramdan (öz), o kavramın işaret ettiği varlığa (töz) geçilemeyeceğidir. Çünkü varlığa geçilebilmesi için o kavrama varlık eklenmelidir. Bunu Tanrı’nınn yapması gerekir. Bu durumda kavramla varlık arasında nitelik farkı yoktur. Biri zihnimizde, diğeri gerçekte vardır. Farabi’nin bu düşüncesi batıda çok etkili olmuştur.
  2. Farabi’ye göre, gerçek gerçeğe aykırı olamaz. Felsefe ve din aynı gerçeği farklı şekillerde dile getirir. Felsefe akla, din vahye dayanır. Her ikisi de “Hep Etkin Akıl”a dayandığından farklı bilgi vermeleri mümkün değildir. Bu fikir insanlar arasında uzlaşma sağlamak bakımından etkili olmuştur.
  3. Farabi’nin siyasetle ilgili düşünceleri de kendisinden sonra gelen düşünürler üzerinde etkili olmuştur. Özellikle “Erdemli Toplumun İlkeleri Üzerine Kitap” adlı eseri, doğuda ve batıda pek çok düşünürü etkilemiştir.

Kaynak: Emine Yamanlar, Felsefe Tarihi, Ders Kitapları Anonim Şirketi, 2000

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here