Çin Felsefesi, Çin tarihine ait yazılı belgeler M.Ö. 2000 yılından başlar. Çince Asya dillerinin en eskisidir. Uzak Doğu’da Çinlilerden daha eski uygarlık yoktur ve Çinliler bu uygarlığın temel özelliklerini herhangi bir dış kaynağa borçlu değildir. Başka yerlerde olduğu gibi Çin’de de tuncun kullanılışı, zenginliğin bir elde toplanmasını hızlandırarak, askeri güce dayalı bir başkanlık sisteminin ortaya çıkmasını kolaylaştırmıştır. Demir sabanın bulunuşuyla toprağın işlenmesi gelişmiş, ekilen alanlar genişlemiş, nüfus çoğalmış, bir bölgeden diğerine hareket özgürlüğü artmış, bu da ticaretin gelişmesine yol açmıştır. Böylece bir tüccar sınıfı ortaya çıkmıştır.

Çinliler gökle yer arasında bir paralellik olduğunu kabul etmişlerdir. Doğa güçlerine bağlanmayla başlayan bir din anlayışı, ilkel bir doğa felsefesine dönüşmüştür. Bu doğa felsefesi, Antik Çağ Yunanlılarında olduğu gibi tümüyle materyalist bir yapıdadır. Maddecilik (materyalizm), varlığın maddeden kaynaklandığını savunan görüştür. Bu dönemde evrenin ve evrendeki her şeyin, bir ilk madde sayılan havadan oluştuğu ileri sürülmüştür. Daha sonra bu ilk maddeye su, ateş, toprak, maden eklenerek ilk unsurlar beşe çıkarılmıştır. Tüm nesneler, bu unsurların çeşitli birleşimleriyle oluşuyordu. Sonraları Yi King (Değişmeler Kitabı) ile bu unsurlara tahta da eklenir ve altıya çıkarılır. Bunlarla birlikte maddî karşılıklı etki anlayışı, ’Yang” (etkin) ve “Yin” (edilgin) kavramlarıyla dile getirilen karşıt güçler ikiciliği (düalizm) ve “Yuan” (başlangıç) düşüncesi geliştirilmiştir. Çin felsefesi M.Ö. 6. yüzyıldan beri bu temeller üzerinde üç koldan gelişmiştir: Tao öğretisi, Konfüçyüs öğretisi ve Buda öğretisi . Çin Budacılığı özel bir nitelik taşımakla birlikte, temelde Hint felsefesine ait olduğundan, Çin’e özgü düşünceler, Taoculukla Konfüçyüsçülükte biçimlenir.

Taoizme göre Yi (doğru, olumlu ilke) ve Yang (yanlış, olumsuz, ilke), Tao’da (düzende) birleşir. Nesnelerin düzeni böylece oluşur. Gök cisimlerine büyük ilgi duyan Çinliler, gökle yer arasında bir paralellik olduğunu kabul etmişlerdir. Onlara göre gökyüzündekine benzer bir düzeni toplumda yasalar sağlardı. Yasaların topluma getirdiği dirlik ve düzenlik insanın doğru işleyen bir akıla sahip olmasına, iyi ve olumlu davranmasına, sağlıklı olmasına yol açardı. Yasaların bu gücünün gökten geldiğine inanılırdı. Daha sonraları bu öğretinin mistik bir dine dönüştürüldüğünü görüyoruz. Mistisizm, gerçeğin sezgi ve inançla, doğrudan kavranabileceğini savunan görüştür. Taoizmde, insan sadece yaşamak için yaşamalı, her şeye gülümseyen, hiçbir amaç gözetmeksizin ortada dolaşan saf bir çocuk gibi olmalıdır. İnsan böyle bir yaşama raks, müzik, sarhoşluk, kendinden geçmeyle varabilir. İnsan, yapabildiği kadar yaşamını uzatmaya çalışmalıdır. Sağlığım korumaya dikkat etmelidir. Kendisine kötülük edenlere de iyilikle karşılık vermelidir.

Konfüçyüs

Çin felsefesinin ikinci kolu olan Konfüçyüs öğretisi, Çin İmparatorluğu’nun resmi felsefesi olmuş ve 1912 yılma kadar okullarda öğretilmesi zorunlu tutulmuştur. Bu sistem, kurulu düzeni pekiştirmek ve düzene saygılı vatandaşlar yetiştirmek amacını güder. Öğütçüdür. “Yen” kavramıyla dostluğu, “Yin” kavramıyla adaleti öğütler. Konfüçyüs’e göre uzun ve iyi yaşamak için erdem gereklidir; erdemli olmaksa bir bilgi işidir. Erdemsizlik bilgisizlikten doğar.

Konfüçyüs bu dünyayla ilgilenmiştir. Nasıl dua ettiğini soranlara, “Benim duam, yaşamımdır.” cevabını vermiştir. İnsanlara iyi ve mutlu bir yaşamın yollarını öğretmek ister. O, “İnsan bildiği şeyi bildiğini bilmeli, bilmediği şeyi bilmediğini de bilmeli.” der. “Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma!” ahlâk kuralını ilk ortaya atan Konfüçyüs’tür.

Kaynak: Emine Yamanlar, Felsefe Tarihi, Ders Kitapları Anonim Şirketi, 2000

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here