Psikodinamik kuramlar içerisinde yer alan Alfred Adler kuramının terapistler ve diğer insanlar için rehber niteliği taşıyabilmesi açısından daha yalın bir kullanarak Freud ve Jung’dan ayrılmıştır. Adler, insanın ne tür özelliklere dünyaya gelişini bir kenara koyup; bu özelliklerle ne yaptığına odaklanmasıyla Bireysel Psikoloji yaklaşımının öncüsü olmuştur. Bu yaklaşımıyla da, hümanistik yaklaşımlara öncülük etmiştir demek yanlış olmaz.

Temel Kavramlar ve İlkeler

Bireysel psikolojinin amacı, bireyin topluma uyumunu sağlamaktır. Buradaki bireysellik ise kelime anlamının dışında kişiliğin bölünmez ve biricik oluşunu ifade eder. Elbette ki bu söylemler sosyalliğin önemsiz olduğunu ifade etmemektedir. En temelde amaçlanan şey zaten bireyin toplumla kaynaşıp ‘birey’ niteliği kazanmasıdır. Bu doğrultuda da diğer psikoloji sistemleri bireysel ve sosyal psikoloji arasında ayrım yaparken, Adler böyle bir ayrıma gitmemektedir.

Adler, bireysel psikoloji yaklaşımında çok fazla soyut kavrama yer vermemektedir. Yazılarında anlaşılır bir dil kullanarak; kişinin sorunları çözme yöntemleri, çocuk yetiştirme, iletişim, yaşam kalitesinin arttırılması gibi konulara yer vermiştir.

Sosyal İlgi

Psikanaliz, bireyin dürtüleri ile toplum arasında bir savaş içerisinde olduğunu öne sürerken;  bireysel psikoloji, bireyin diğer insanlarla iletişim kurmak için doğuştan bir potansiyel barındırdığını savunur. Bu olguya ise sosyal ilgi denir. Çeviride farklı anlamlar ortaya çıkmasıyla beraber özünde sosyal ilginin, toplumsal duygu şeklinde ifade edilmesi mümkündür.

Freud’un süperego olarak adlandırdığı yapının, bireysel psikoloji içerisindeki yansıması; bireyin sosyal çevre içerisindeki konumuna önem vermesi olarak adlandırılabilir.

Sosyal ilgi kavramıyla bireyin sosyal bir varlık olduğunu dile getiren Adler, bireyi anlamak isteyen bir kişinin; bireyin sosyokültürel çevredeki ilişkilerini de incelemesi gerektiğini savunur.

Freud’a göre bireyin iki temel güdüsü eros (cinsellik) ve thanatos (ölüm) iken; Adler’e göre birey, olumlu sosyal dürtülerle motive olmaktadır. Bu yaklaşım doğrultusunda da bireyin kendi çıkarlarını ikinci plana atıp toplumsal çıkarlara öncelik gösterebileceği savunulmuştur. Sosyal ilgi temelde bütünle birmiş gibi hissetmek ve sonsuza kadar süreceği düşünülen bir toplum biçimi için çaba sarf etmektir.

Sigmund Freud’un bireysel psikoloji konusundaki duruşu…

Bireysel psikoloji sosyal ilginin, kişinin ruh sağlığını değerlendirmeye yarayan bir ölçüt olduğunu ileri sürmüştür. Bu yüzden Adler’e göre sağlıklı kişilik gelişimi için ihtiyaç duyulan ne süperegodur ne de kollektif bilinçdışıdır. Asıl ihtiyaç duyulan şey sosyal ilgidir ve insanın evrensel manada değerlendirilmesinde kullanılabilecek tek kriterdir. Bu doğrultuda da insan yaşamının değerinin başkalarının hayatına kattıklarıyla ölçülebileceği savunulur.

Sosyal İlgide Ebeveyn Rolü

Çocuğun başka bir insanla ilk ve etkili teması anne iledir…

Adler’e sosyal ilgi doğumla beraber getirilen bir şeydir. Yani herkes belli bir miktarda sosyal ilgiye sahiptir ve bireyin sosyalliği de buradan gelmektedir. Fakat, doğuştan getirilen her şey gibi sosyal ilgi de kendiliğinden ortaya çıkmaz ve gelişmez. Bu noktada da sosyal ilginin gerçekleşmesi ve gelişmesi için rehberlik edilip bireyin eğitilmesi gerekir. Sosyal ilginin gelişmesi için gerekli olan sosyal çevre ilk aşamada ailedir ve bebeğe en yakın olan kişi ise annedir. Dolayısıyla ilk temas anneyle başlar ve annenin görevi iki aşamalıdır:

  1. Sosyal ilginin oluşturulmasında çocuğu cesaretlendirmek ve desteklemek,
  2. Çocuğun anneyle geliştirdiği sosyal ilgiyi diğer insanlarla da geliştirebilmesinde yardımcı olmak.

Anne bu sürecin gerçekleşmesinde önemli bir rol oynarken aynı zamanda çocukla olan ilişkisinde de içten bir sevgi gösteriyor olmalıdır. Aynı zamanda sadece çocuğa karşı değil; annenin tüm çevreyle olan iletişimi ve sevgisi de çocuk için model teşkil eder. Bu şekilde çocuk, dünyada değerli olan başka insanların da olduğunu öğrenir. Anne bu dengeyi kuramaz ve sevgiyi sadece çocuğuna odaklarsa, çocuk mevcut sosyal ilgiyi diğer insanlara aktarmayı öğrenemeyecektir. Tam zıttı olarak da anne eğer sevgisini eşine odaklarsa, çocuk(lar) değersizlik hissine kapılacaklardır.

Sosyal ilginin gelişiminde ikinci önemli kaynak ise babadır. Baba da anne gibi sevgisi ve ilgisini dengeli bir şekilde göstermelidir. Bu doğrultuda babanın sosyal ilgisi, çocuklarıyla olan iletişimde de kendisini göstermelidir. Adler’ göre ideal baba, çocuklarının bakımına anne kadar katkıda bulunandır.

Bireysel psikoloji, babanın sosyal ilginin gelişimine olumsuz etki yaratan iki önemli hata olduğunu savunur. Biri duygusal uzaklık (ilgisizlik), diğeri ise babaya özgü otoriteryanizmdir. Bunların etkisi hemen hemen aynıdır. Kişisel güç ve üstünlük arayışına sebep olup sosyal ilginin gelişmesini engeller.

Anne ve babanın tek tek etkileri aşağı yukarı bu şekildedir. Peki anne-baba ilişkisinin sosyal ilgiye etkisi var mıdır? Elbette vardır. Çünkü tek tek ebeveyn davranışları için bir tür ‘denge’den bahsettik. Fakat ebeveyn iletişiminde sağlıksız iletişim dengeleri bozacağı için doğrudan çocuğun sosyal ilgi gelişimi üzerinde olumsuz etki yaratacaktır.

Aşağılık Duygusu ve Ödünleme

Adler, insanın tüm motivasyonunun ‘üstünlük çabası’ olarak adlandırılan tek temel güdüyle açıklanabileceğini savunmuştur. Adler’e göre insanlar dünyaya birtakım eksikliklerle gelirler yani bazı bedensel özellikleri daha güçsüzdür. İnsanların bu zayıf yönlerini ödünleme (telafi) yoluna gittiğini savunan Adler, sonuç olarak zayıf yönlerin kişinin en önemli becerisi veya güçlü yönü haline geldiğini söyler. Bu doğrultuda da neredeyse sıradışı her insanda bir organ kusuru olduğunu söyler.

Tıp için organizmanın ödünleme yapıyor oluşu yeni bir fikir değildir. Fakat Adler, bunun psikolojik yapı için de geçerli olduğunu ortaya koymuştur. Aynı zamanda Adler, insanların sadece organ yetersizliği kaynaklı ödünleme çabasına girmediklerini; psikolojik ve sosyal yetersizliklerden kaynaklanan öznel aşağılık (yetersizlik) duyguları için de ödünleme yaptıklarını ifade etmiştir.

Üstünlük Çabası

Adler aşağılık (yetersizlik) duygularının, insanın kendini geliştirme arzusunun temeli olduğunu savunur. Peki insanın yaşamı boyunca asıl amacı nedir? Basit bir şekilde sadece aşağılık duygularımızdan kaçmaya mı çalışıyoruz yoksa diğer insanlara hakim olmak mı istiyoruz? Adler için bu soruların cevabı yıllar içerisinde değişmiştir.

Başlangıçta insan davranışının temelinde ‘saldırgan olma çabası’ yattığını düşünen Adler, daha sonraları bu fikrinden uzaklaşmış ve ‘güç arzusu’ kavramını ortaya atmıştır. Bu kavrama göre güçsüzlük kadınlıkla, güç ise erkekle erkeklikle açıklanmaktaydı. Adler bu dönemde bireyin aşağılık duygularının yerini alması için gerçekleştirdikleri aşırı ödünleme biçimi olan ‘erkeksi protesto’ kavramını ortaya atmıştır. Fakat daha sonra bu kavramın normal insan motivasyonunu açıklamada yeterli olmadığını düşünüp bu kavramdan uzaklaşmıştır.

Adler bu düşüncelerinden uzaklaştıktan sonra üstünlük kompleksinden daha farklı bir durum olan, insanların üstünlük için çabaladıkları daha genel bir bakış açısı geliştirmiştir. Bu doğrultuda da üç basamaktan söz etmiştir: saldırgan olma, güçlü olma ve üstün (yetkin) olma.

Sonraki yıllarda bireysel psikoloji içerisinde üstünlük çabasından, insan yaşamının temel yasası olarak bahsedilmiştir. Adler’e göre üstünlük çabası doğuştan getirilmektedir ve her insan buna sahiptir. Fakat potansiyelin gerçekleşebilmesi için üstünlük çabasının eğitilip işlenmesi gerekmektedir. Üstünlük çabasının doğası ve işlevleri şu şekilde sıralanabilir:

  • Üstünlük çabası birkaç güdünün toplamı değil, başlı başına temel tek bir güdüdür.
  • İleriye ve gelişmeye açık olan bu güdü, evrenseldir.
  • Üstünlük hedefi pozitif (yapıcı) ve negatif (yıkıcı) bir hal alabilir.
  • Üstünlük çabası için belirli miktarlarda enerji ve çaba harcanmalıdır.
  • Üstünlük çabası hem bireysel hem de toplumsal düzeyde gerçekleşir. Çünkü Adler birey ve toplumun karşılıklı uyum içerisinde olduğunu varsaymaktadır.

Kişiliğin Yapısı

Bireysel Psikoloji – Alfred Adler

Bireysel psikoloji kişiliği bir bütün olarak ele almıştır. Dolayısıyla Adler kişiliğin yapısına dair varsayımlarda bulunmamıştır. Freud ve Jung’ın kişiliğin farkındalık düzeyinde olmadığı görüşüne katılan Adler aynı zamanda insanlar için en zor şeyin kendilerini tanımak ve değiştirmek olduğunu da kabul etmektedir.

Kişiliğin Bütün ve bölünmez yapısı düşüncesine ek olarak Adler, bilinç ve bilinçdışını birbirinin zıttı iki ayrı yapı olarak görmemektedir. Adler’e göre bilinçli yaşamı anlamamaya başlamamızla beraber bilinçdışı oluşur; bilinçdışını anlamaya başlamamızla beraber de bilinç oluşur. Yani bilinç ve bilinçdışı aynı doğrultuda ilerler ve aralarında kesin denebilecek bir ayrım yoktur.

Kişiliğin Gelişimi

Adler de Freud gibi kişiliğin, yaşamın ilk 5 yılında oluştuğunu savunur. Aynı zamanda çocuk cinselliği fikrine de katılır fakat Adler’e göre bu, üstünlük çabasının farklılaşmış bir şeklidir. Gelişim dönemlerini ise reddeder. Adler daha çok sosyal ilgi, aşağılık veya üstünlük kompleksi gibi kavramların üzerinde durmuştur.

Adler’e göre daha önce de denildiği gibi birey dünyaya yetersizlik duygularıyla gelir. Ve bundan kurtulma süreci ise üstünlük çabasını doğurur. Yani aslında üstünlük çabasının kaynağı, yetersizlik duygularıdır.

Yaşam Hedefleri

Adler potansiyele ulaşma sürecinin 4-5 yaşlarında bireyin yaşam hedeflerinin yavaş yavaş başlamasıyla geliştiğini söyler. Oluşturulan yaşam hedefleri ise üstünlük çabası için bir odak sağlamaktadır. Yaşam hedeflerinin bir diğer önemi ise kişiliğin bütünlüğünü sağlıyor olmasıdır. Yaşam hedeflerinin her ne kadar kalıtım ve çevre etkisinde oluştuğu düşünülse de öyle değildir. Çünkü her birey kendi yaşam hedefini oluşturabilecek yaratıcı güce sahiptir.

Yaşam hedefleri 4-5 yaşlarında oluşur ve kristalize bir hal alıp ilerleyen süreçlerde de aynı şekilde devam eder. Birey bu yaşlara geldiğinde yaratıcı gücü yaşam hedefi oluşturabilecek olgunluğa gelir ve bundan sonra kişinin bütün çabası yaşam hedeflerinin egemenliği altındadır. Bu dönemde, ilerideki yetişkin kişinin bir prototipi ortaya çıkmış olur.

Bireysel psikoloji; yaşam hedefleriyle anlatılan şeyin, üstünlük çabasının öznel biçimde oluşturulan bir hedef doğrultusunda gerçekleştirilmesi olduğunu söyler. Hedeflerin ‘gerçekçi’ olmak gibi bir zorunluluğu yoktur. Çünkü önemli olan, bireyin öznel algısıdır. Bu doğrultuda da kişinin öznel algısına verdiği öneme göre, gerçeklik karşısında sınanamayan kurgusal hedefler ortaya çıkabilmektedir. Örneğin iyi insanların cennete gideceği düşüncesi bilimsel olarak kanıtlanamamıştır. Fakat hayatlarını bu inanca bağlı kalarak şekillendiren bir sürü insan bulunmaktadır. Bu da bir tür kurgusal hedeftir.

Kısaca bireysel psikoloji; kişinin üstünlük çabasının kurgusal hedefler tarafından yönlendirildiğini savunur. Kurgusal hedeflerin gerçekliği yoktur fakat yaşamla başa çıkmada yardımcı bir elemandır. Ancak işe yaramadıkları durumlarda elbette değiştirilmelidir.

Yaşam Tarzı

Yaşam tarzı kişiye özgüdür.

Adler, yaşam hedeflerine ulaşmak için tercih edilen yolu içeren yaşama uyum biçimine yaşam tarzı adını vermiştir. Yaşam tarzı kişinin kendine özgü özelliklerini içermektedir. Yaşam tarzının oluşumunda aşağılık duygusu ve ödünleme rol almaktadır. Yani yaşam tarzı, yetersizlik duygularının üstesinden gelip yetkinliğe erişmek için ortaya konan çabaların üzerine kurulmuştur. Denebilir ki ‘yaşam tarzı, kendi oluşturduğumuz hedeflere kendimize has ulaşma yolumuzdur’.

Yaşam tarzı 4-5 yaş civarında oluşur ve ilerleyen yıllarda değişime karşı direnç gösterir. Elbette ki farklı çizgiler çizilmektedir fakat temel aynı kalmaktadır. Kişi hatalarını fark edip de temel noktayı değiştirmeye çalışmadığı sürece temel tarz aynı kalmaktadır.

Adler de Freud gibi çocukluk çağına atıflarda bulunmaktadır. Yetişkin kişinin özelliklerinin çocukluk çağlarında oluştuğu ve ileriyi şekillendiği savunulmaktadır. Fakat Adler ile Freud arasında bir nokta için büyük bir fark vardır. Freud, şekillenen özelliklerin ileride değiştirilemeyeceğini ve sabit kalacağını söylerken; Adler yaratıcı güç kavramının ışığında şekillenen özelliklerin o kadar da mekanik olmadığı ve değiştirilebilir olduğunu savunmaktadır.

‘Yaratıcı güç’ bireysel psikoloji içerisindeki en önemli kavramlardandır. Adler, yaşam hedeflerinin yaratıcı güç ışığında oluştuğunu ortaya koyup; her bireyin kendi yaşam hedefini oluşturacak güce ve özgürlüğe sahip olduğunu söyler. Bu nedenle de insanlar kim olduklarından ve nasıl davrandıklarından sorumludurlar. Yaratıcı güç sadece yaşam hedeflerinde rol oynamamaktadır. Aynı zamanda kişinin algılarını, anılarını, fantezilerini, rüyalarını şekillendirmektedir.

Bireysel psikoloji, yaratıcı güce yaptığı vurgunun yanı sıra kişiliğin oluşumunda kalıtım ve çevrenin rolünü de reddetmemektedir. Birey yaşadığı çevreden elbette ki etkilenmektedir. Fakat bu etkilenme tek taraflı değildir. Birey çevreden etkilenirken aynı zamanda çevreyi de etkilemektedir. Bu şekilde de çevre kişiyi tekrar etkilemiş olur.

Aşağılık ve Üstünlük Kompleksi

Bireysel psikoloji, aşağılık duygularının çocuklukta başladığını düşünmektedir. Bebekler bakıma muhtaç olarak uzunca bir süre geçirmektedir. Bu dönemde çevresindeki yetişkinlerle kendini karşılaştıran çocuk aşağılık (yetersizlik) duyguları geliştirmeye başlar. Bu yetersizlik yaşam boyu gerçekleşecek olan üstünlük çabasının da temelini oluşturur. Adler’e göre ise üstünlük çabası yaşamdaki temel yönlendirici güçtür. Bu nedenle insanın yaşamında gerçekleştirdiği hemen her şey üstünlük çabasının bir ürünüdür. Fakat bazı insanlarda aşağılık duyguları çok daha fazla olabilmektedir. Bu aşırı duygulara ise aşağılık kompleksi olarak nitelendirilmektedir. Adler aşağılık kompleksine neden olabilecek üç çocukluk engeli sıralamıştır:

  • Organ kusurları,
  • Şımartılma,
  • Yetersiz ilgi (ihmal).

Bireyin doğuştan getirdiği yetersiz işlevli veya eksik organlar çok büyük başarılara olanak sağlayabilmektedir. Fakat bunun yanı sıra ödünleme çabaları yeterli olmaz ise aşağılık duyguları da ortaya çıkabilmektedir. Her zaman bu durum elbette bir psikopatolojiye yol açmaz. Fakat birey bunun üstesinden sağlıklı bir şekilde gelemezse aşağılık kompleksi geliştirmesi pek muhtemeldir.

Bir başka mesele ise şımartılmış çocuklardır. Sürekli pohpohlanan ne her ihtiyacı çevresindeki insanlar tarafından karşılanan çocuklar bir problemin üstesinden gelmek için yeterli gücü kendilerinde bulamayabilirler. Bu da aşağılık kompleksinin bir diğer nedenidir.

Ebeveyn ilgisizliği de aşağılık kompleksinin nedenlerindendir. Çünkü ilgi göremeyen çocuklar sevilmediklerini düşünüp eksik hissedebilirler ve bunu genelleyebilirler. Bu üç neden de ilerleyen zamanlarda geliştirilebilecek nevrozlarda önemli rollere sahiptir.

Üstünlük kompleksi bir nevi, kendini dev aynasında görmektir.

Aşağılık kompleksine karşı gerçekleştirilen ödünleme ise aşırı hale gelirse üstünlük kompleksi geliştirilmesi muhtemeldir. Üstünlük kompleksi ise bir insanın her tür özelliğini abartması eğilimidir. Yani yetersizlik duygularıyla sağlıklı olmayan şekilde başa çıkma yöntemidir.

Aşağılık-Üstünlük Kompleksi İlişkisi

Adler, aşağılık ve üstünlük kompleksinin birbiriyle ilişkili olduğunu savunur. Aşağılık kompleksine sahip birinde çok ufak da olsa üstünlük kompleksi; üstünlük kompleksine sahip birinde ise az da olsa aşağılık kompleksi yer almaktadır. Örneğin üstünlük kompleksi yaşayan bir çocuk aslında temelde yetersizlik duyguları yaşadığı için bunu aşırı derecede üstünlük çabasıyla ödünlemeye çalışır. Bu açıdan bakıldığında Adler, üstünlük ve aşağılık kompleksinin nevrozlu bireylerde sıklıkla beraber bulunduğunu söyler. Fakat üstünlük kompleksine sahip insanlar, aşağılık kompleksine de sahip olduklarının farkında değildir.

Bireysel psikoloji, aşağılık ve üstünlük çabasının her insanda bulunduğunu söyler. Ki bunlar bireyin sağlıklı bir hayat için ihtiyaç duyduğu uyarıcı rolünü üstlenirler. Fakat süreç aşırı boyuta ilerlediğinde bunlar komplekse dönüşür ve tamamen sağlıksız bir boyut kazanır. Yani örneğin sağlıklı bir insanda üstünlük çabası bulunurken, üstünlük kompleksi yer almamaktadır.

Doğum Sırası

Bireysel psikoloji, kişilik gelişimi üzerinde doğum sırasının etkisi üzerine odaklanmaktadır. Ancak Adler çocuğun doğum sırasının kesin bir etkiye sahip olacağından bahsetmemektedir. Ortaya koyduğu bilgiler daha çok doğum sırasının ne gibi şeylere sebep olabileceği ve çocukların bunlara ne tarz tepkiler verebileceği üzerinedir.

Çocukların aynı ebeveynlere sahip olmaları aynı çevre içerisinde gelişim gösterecekleri sonucunu doğurmaz. Kendilerinden önce veya sonra kardeşlerinin olması/olmaması ebeveyn davranışlarında ve çevre tutumunda büyük bir etkiye sahiptir. Elbette ki her çocuk kendi yaşam tarzını oluşturacaktır. Fakat belirli sırada doğan çocukların geliştirdiği özellikler daha benzer olmaktadır. Bu konuyla ilgili de Adler, 4 doğum sırası üzerinde durmuştur.

İlk Çocuk

Bireysel Psikoloji kuramına göre; İlk çocuk, tahtını yitirmiş kraldır…

Adler, ilk çocuğu ‘tahtını yitirmiş kral’ olarak tanımlamaktadır. Doğumundan itibaren ebeveynin tüm sevgisi ve ilgisi ilk çocuk üzerindedir. Aynı zamanda çevreden gelen ilginin de temel odak noktası odur. Bu duruma alışan çocuk diğer kardeşin gelişiyle fazlasıyla dramatize olmaktadır. Oldukça travmatik bir olaya dönüşebilecek kardeş doğumu, ilk çocuğun hayatını tamamen değiştirir. Alışmış olduğu rolden hızlıca ayrılıp yeni bir role bürünmek zorundadır. Önceden tek ve biricikken, artık bir rakibi bulunmaktadır.

İlk çocuk eski statüsünü kazanmak için sürekli çaba sarf eder fakat artık eski statüsüne erişmesi mümkün değildir. Zamanla bunun farkına varır ve kendisini soyutlamaya başlar. Amacı, bağımsız bir şekilde ayakta durmaktır. Bu doğrultuda da ileride tutucu, güç yönelimli ve liderliğe yatkın olması muhtemeldir.

Aile içerisindeki diğer çocuklar da daha sonra konumlarını kaybetme durumu yaşarlar fakat bu kayıp ilk çocuğunki kadar acı olmaz. Çünkü daha önce de başka bir kardeşleri olmuştur ve ilgiyi,sevgiyi her daim paylaşmışlardır.

İkinci Çocuk

Bireysel psikoloji ikinci çocuğun aile içindeki konumunu, diğer çocuklarla karşılaştırılamayacak kadar değişik bulur. İkinci çocuk en baştan beri ebeveynin ilgi ve sevgisini ilk çocukla paylaşmaktadır. Aynı zaman da en baştan beri ilk çocuk ona rakiptir. Bu nedenle de gelişim hızı, ilk çocuktan daha hızlı olacaktır. Çünkü rakibinin var olduğunun ve onu geçmesi gerektiğinin farkındadır. Bu doğrultuda da ikinci çocukların daha yarışmacı ve daha hırslı oldukları göze çarpmaktadır. Yaşam tarzları daha çok ilk çocuktan daha iyi oldukları üzerine kuruluyken; bu mantıkla hareket ettikleri için de daha fazla gerçekçi olmayan hedef ve daha fazla başarısızlık geliştirmeleri muhtemeldir.

En Küçük Çocuk

En küçük çocuğun durumu çoğu açıdan kendine özgüdür. Diğer tüm çocukları tahtından indirecek bir çocuk olmasına rağmen, en küçük çocuklar için böyle bir durum söz konusu değildir. Yalnızca ebeveynin ilgi ve sevgisini kazanmayıp, tüm aile bireylerinin ilgi ve sevgisini kazanırlar. Her zaman için ailenin en küçük çocuğu olarak kalacak olan çocuk, büyük olasılıkla diğer çocuklardan daha çok şımartılacaktır. Bu doğrultuda da şımartılmış çocuğun başına gelebilecek olanlar en küçük çocuk için de geçerli olacaktır.

Başka bir durum ise en küçük çocuğun yarışmak zorunda olacağı çocuk sayısının fazla olmasıdır. Çocuk bu durumdan dolayı bağımsızlık eksikliği ve çok güçlü yetersizlik duyguları hissedebilir. Fakat en küçük çocuğun olanakları her konuda daha fazla olacağı için çoğunlukla çok iyi gelişir ve engelleri diğer çocuklardan daha kolay bir şekilde atlatır. Fakat yine de sorunlu çocukların çoğu en küçük çocuklardır. Bunun nedeninde de şımartılmanın rolü çok büyüktür. Sürekli şımartılan çocuk bağımsızlığını kazanamaz ve bir şeyleri başarmak için ihtiyacı olan cesareti geliştiremez.

Tek Çocuk

Çocuğun anne tarafından aşırı şımartılması odipus kompleksi ortaya çıkartabilir.

Bireysel psikoloji, yarışması gereken bir kardeşi olmadığı için tek çocuğun durumunu kendine özgü olarak kabul eder. Bu durum anne şımartılmasıyla birleşirse babayla rekabet durumu ortaya çıkabilir. Çünkü yarışabilecek ne kız ne de erkek kardeşi vardır. Ki çoğunlukla anneler tek çocuk olduğu için çocuğu fazlasıyla şımartacaktır. Bu durum da Adler’e göre, Freud’un bahsettiği odipus kompleksine yol açabilir. Bu duruma çare olacak şey ise anne-babanın işbirliğiyle ikisini de sevecek çocuk yetiştirmektir.

Tek çocuğun en büyük problemlerinden biri anneyle aşırı yakın ilişkiden kaynaklanan bağımlılık ve ben-merkezcilik durumudur. Bir başka problem ise başka bir kardeş olacağına dair gelişen korkudur. Uzun zaman tek çocuk olmanın güzellikleriyle büyüyen çocuk başka bir kardeşe karşı çıkmayı kendine hak görüp, başka bir kardeşin olmasını da haksızlık olarak kabul eder.

Uzun yıllar ilgi ve sevginin odak noktasında bulunan çocuk, ilerleyen yaşamında da bunu çevresinden bekleyecektir. Fakat durumun böyle olmayacağını fark etmesi onun için çok acı olacaktır. Bu durumdan dolayı da tek çocuk, küçük veya büyük yaşlarında akran ilişkilerinde problem yaşayacaktır.

Daha önce de belirtildiği üzere bireysel psikoloji öncüsü Adler, doğum sırasıyla alakalı kesin ve net yargılar olmayacağını dile getirmiştir. Sayısal bir sıradan ziyade aile içi dinamiklerin etkileri üzerinde durmuştur. Bazen çocuklar arası yaş farkı kaynaklı çocukların rolleri değişebilir. Mesela çocuklar uzun yıl arayla doğmuşlar ise hepsi de tek çocuk özelliği taşıyabilir. Bundan dolayı da kesin bir kural olmamakla beraber Adler, çocuklar arasındaki ideal yaş farkının üç olması gerektiğini söylemiştir. Bunun nedeni ise çocuğun üç yaşına kadar belli bir sosyal ilgi geliştirmiş olması ve ailede yeni bir çocuğun varlığını algılayabilecek bilişsel olgunluğa erişmiş olmasıdır.

Bireysel Psikoloji – Karakter Tipolojisi

Yaşam tarzı, hayat boyunca kişiliğimizdeki ve hayata karşı davranışlarımızdaki tutarlılığın nedenlerini açıklamaktadır. Bu nedenle bir kişinin yaşam tarzı, sorunlara karşı yaklaşımı ve sorunların çözümünü nasıl gerçekleştirdiği incelenerek anlaşılabilir. Bireysel psikoloji iş, arkadaşlık ve sevgi (aşk) nin her birey için yaşamsal bir ödev olduğunu; bunlarında birbirinden bağımsız olmadığını söyler. Bu ödevlerin gerçekleştirilmesindeki yol ise, yaşam tarzımızla ilişkilidir.

Her yaşam tarzı kişiye özgü olduğu için, kişilik tipleriyle ilgili sadece yüzeysel genellemeler yapılabilir. Adler, bahsedilen üç yaşam ödevinin çözümü doğrultusunda bir kişilik tipolojisi oluşturmuştur. İş, arkadaşlık, sevgi ödevlerine karşı kişinin yaklaşımı ve problem çözme şekline göre oluşturulmuş tipolojinin iki boyutu vardır: Sosyal ilgi ve etkinlik derecesi. Sosyal ilgi, kişisel çıkarlardan çok toplum için işbirliği içinde olmayı; tüm insanlığa karşı empati geliştirmeyi ifade eder. Etkinlik derecesi ise kişinin problemlere karşı sarf ettiği enerjiyi, hareketliliği ifade eder. Her insan bu doğrultuda farklı enerji düzeylerine sahiptir. Etkinlik derecesinin yapıcı veya yıkıcı olmasını belirleyen şey, sosyal ilginin düzeyidir.

Bireysel psikoloji, bu doğrultuda dört temel yaşam tarzından bahsetmektedir. Aşağıda bahsedilen yaşam tarzlarından ilk üçü (baskın,alıcı,kaçınan), sosyal ilgi yönünden zayıftır fakat etkinlik derecesi açısından birbirinden farklılaşır. Dördüncü tarz ise (sosyal yetkin), hem yüksek sosyal ilgi hem de yüksek etkinlik derecesine sahiptir.

Baskın Tip

Baskın tipte olan kişiler atılgan, saldırgan ve aktiftirler. Etkinlik dereceleri yüksektir fakat sosyal ilgi seviyeleri düşüktür. Çocukluktan itibaren her şeye karşı az çok dominant bir tavır sergilemişlerdir. Dolayısıyla karşılaştıkları durum eğer onları zorlayıcı nitelikteyse antisosyal bir tavır sergileyebilirler. Bu tipteki insanlar karşılarındaki kişileri veya çevrelerini düşünerek hareket etmezler. Dış dünyaya karşı yönlendirici ve yaşam ödevlerine karşı düşmanca davranırlar.

Alıcı Tip

Bireysel psikoloji, en yaygın tip olarak alıcı tipi görür. Dış dünyadan gelecek her şeye karşı asalak bir tutuma sahiptirler. Sosyal ilgileri vardır ama yetersizdir. Daha çok dışarıdaki insanlardan bir şeyler almakla meşguldürler. Yani etkinlik dereceleri düşük, sosyal ilgileri de çok azdır. Az da olsa sosyal ilgiye sahip oldukları için çevreleri için zararlı değillerdir.

Kaçınan Tip

Sosyal ilgileri de etkinlik dereceleri de yok denecek kadar azdır. Başarıyı arzulamaktan çok başarısızlıktan kaçmakla uğraşırlar. Bu yüzden de olaylar karşısında kaçınmacı davranarak kendilerini başarılı görmek isterler. Yaşamdaki her şeyden kaçma eğilimindedirler.

Sosyal Yetkin Tip

Yüksek sosyal ilgi ve etkinlik derecesine sahip tiptir. Olgun birey için örnek niteliğindedir. Diğer insanlarla yakınlık geliştirirler. Karşılaştıkları problemleri çözerken de işbirliği ve cesaret geliştirirler. Başkalarının iyiliği için de oldukça isteklidirler.

Bireysel psikoloji, geliştirilen bu tipleri elbette kesin kurallar olarak görmemektedir. Adler bununla alakalı olarak her bireyin biricik olduğunu ve her birey için ayrı bir yaşam tarzı olduğundan bahsetmiştir. Dolayısıyla bu tipoloji, insanların ortak noktalarının belirlenmesi ve daha anlaşılır olması adına geliştirilmiş bir araçtan öte değildir.

Eleştiriler ve Değerlendirme

Adler’in kuramı bireysel psikoloji, sınanırlığı mümkün olmayan kavramlar içerdiği için daha öncesinde de Freud’a yöneltilmiş eleştirilere maruz kalmıştır.

Her ne kadar sınanırlığı konusunda sıkıntılı olan kavramlar kullanmış olsa da, bireysel psikoloji daha sonrasında gerçekleştirilecek çalışmalar için bir öncü olmuştur. Bu da yöneltilmiş olumlu bir eleştiri olarak göze çarpmaktadır.

Kuramın bir diğer olumlu yanı, uygulanabilir oluşudur. En başta Adler’in hedefleri arasında yer alan insanların fayda sağlaması düşüncesi, görülüyor ki gerçekleşmiştir. Kuram ders kitapları, ebeveynler, hocalar için kaynak niteliği taşımaktadır.

Kuram içerisindeki kavramların yalın ve kendi içerisinde tutarlı oluşu da olumlu eleştirilerden biridir. Her ne kadar kuramdaki kavramlar aşırı yalın oluşu bir kesim tarafından yetersizlik olarak nitelendirilse de Adler bunun için çabalamıştır ve bu 40 yılını almıştır.

Adler’in insanı iyi olarak değerlendirmesi olumlu yorumları da beraberinde getirmiştir. İnsanlar bu durumu beğenmiştir. Aynı zamanda da çevrenin etkisi üzerinde fazlasıyla duruyor oluşu olumlu karşılanmış ve sonradan geliştirilecek olarak kuramlar için de bir dayanak noktası olmuştur.

Bireysel psikoloji, fenomenolojik tedavi yaklaşımının ilk örneği olarak kabul edilip hala günümüzde de değerini korumaktadır.

Oldukça uzun yıllar birçok eleştiriye maruz kalıp, hak ettiği değeri göremeyen bireysel psikoloji; özellikle 1970’lerden sonra daha yaygın olarak kabul görmeye başlamıştır. Maslow, Sullivan, Horney, Rogers, May, Ellis gibi isimlerin çalışmalarında da önemli etkilere sahiptir.

 

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here