Rosenhan deneyi psikoloji biliminin uygulamalarına yönelik büyük eleştiriler getiren birnevi deprem niteliğinde bir deneydi. Bu deney psikiyatrinin bugünkü durumuna ulaşması ve şu an hayatımızda yer edinmiş olan son halinin elde edilmesinde temel kritik noktalardan biri olarak görülür.

“Bir kişinin akıl sağlığının yerinde olup olmadığı ve akıl sağlığının derecesi anlaşılabilir mi?”

Dr. David L. Rosenhan akıl hastanelerinin kişilerin psikolojik sorunlarını doğru tespit edemedikleri doğrultusunda düşüncelere sahipti. Bu, çok fazla kritik noktaya sahip olan bir düşünceler demetiydi. Akıl ve ruh sağlığı yerinde olan kişilere de yeterli belirti olmaması ve gerekli tüm testler uygulanmaması halinde bile tanı koyulması kişinin toplum gözünde olumsuz olan bir etikete sahip olmasına sebep oluyordu. Yanlış tanı konulan kişilere doğru terapi ve tedavi yöntemleri uygulanmadığı için bir iyileşme gözlemlenemiyor ama buna rağmen ortalama bir süre sonucunda kişinin tedavisi sonlandırılıyordu.

Rosenhan’ın bu konudaki düşünceleri ve deneyiyle ilgili yazdığı ve çok ilgi toplayan makalesi şu şekilde başlar: “Birçok cinayet davasında, suçlanan tarafın yanında olan psikiyatrlar, kişinin psikolojik durumu normal olmadığından ceza almaması gerektiğini savunurlar. Davacı tarafta yer alan, ünlü başka psikiyatrlar ise, aynı kişinin akıl sağlığında bir sıkıntı olmadığını ve ceza alması gerektiğini söylerler.” Rosenhan sorar, “Bir kişinin akıl sağlığının yerinde olup olmadığı ve akıl sağlığının derecesi anlaşılabilir mi?” Bu konuda bunun dönem şartlarında akıl hastanelerinde doğru bir şekilde yapılamadığını savunan Rosenhan tezini kanıtlamak adına deneyine başlar.

Akıl Hastanelerinde Akıllı Olmak

Üç psikolog, bir psikiyatr, bir öğrenci, bir pedagog, bir ev kadını ve bir ressam ile oluşturulan ve aslında hayatlarına normal bir akış içinde devam eden kişilerin içinde bulunduğu 8 kişilik bir grup oluşturuldu. Bu kişiler araştırılma ve deneyin fark edilme riskine karşı başka isimlerle ayrı ayrı zamanlarda çeşitli sesler duydukları yönündeki şikayetleriyle akıl hastanesine başvurdular. Deneyin planına göre kişiler hastaneye girdikten hemen sonra artık sesler duymadıklarını söyleyeceklerdi.

Bu plan aynı bu şekilde işledi ve katılımcıların artık ses duymadıklarını söylemelerine rağmen en az hastanede kalan katılımcının bile kalma süresi 7 gündü. Klinikten çıkanlar farklı bir isimle ama aynı şikayetlerle yani boş, boşluk, nafile gibi varoluşsal sıkıntılara vurgu yapan kelimeler duyduklarına dair şikayetlerle toplamda bir düzine akıl hastanesine başvurdular. Bu hastanelerin seçimi de çeşitli tipteki akıl hastaneleri şeklinde olmuştur. Devlet hastanesi, özel klinik gibi farklı türdeki akıl hastanelerinin seçilmesi özellikle sorunun genel bir sorun olduğunu kanıtlamaya yönelikti. Bu farklı tipteki akıl hastanelerinde sekiz kişilik katılımcı grubun kalma süresi ortalama olarak 19 gün olmuştu. Hatta bir keresinde bir katılımcı 52 gün hastanede tutulmuştu.

Rosenhan ‘ın Yazdığı Makale Çok Tepki Gördü

Rosenhan’ın yazdığı bir makale çok büyük ses getirmişti. Bu tuzağa düşmeyeceğini ve psikiyatri alanında yeterli ve donanımlı bir kadroya sahip olduğunu iddia ederek Rosenhan’dan kendilerine sahte hasta göndermesini isteyen ve onları ayırt edebileceğini söyleyen hastanenin teklifini Rosenhan kabul etti. Daha sonra hastane 3 ay süresince gelen 193 başvurunun 41 tanesinin sahte hasta olduğu, bunların 19 tanesinin sahte hasta olduğu konusunda hastane personelinin fikir birliği yaptığı ve 42 tane hastadan da şüphelenildiği şeklinde bir geri bildirim verdi. Bu noktada işi ilginçleştiren ve Rosenhan ’ı haklı çıkaran kısım ise o 3 ay boyunca hastaneye hiç sahte hasta gönderilmemiş olmasıydı.

Çarpıcı tespitlerin yapılmasını sağlayan bu deneyin ve bu sonuçların ele alındığı makalenin sonunda da bahsedildiği üzere deney sürecince hastanelerde yatan 118 hastanın 35’i deneyin katılımcılarına “Sen deli olamazsın, burayı teftişe gelmişsin. Gazeteci veya profesör olabilirsin ama deli olamazsın.” şeklinde şeyler söylemiştir. Kalanlar ise katılımcıların başta hasta olduklarına ama sonradan iyileştiklerine inanmıştır. Bununla eş zamanlı olarak hastane personeli hem sahte hastaların hiçbirini istisnasız bir şekilde fark edememiş hem de hastanede tuttukları süreç sonunda da iyileştiklerine inanmamış ve katılımcılardan birini manik depresif psikoz kalanlarını ise iyileşme aşamasındaki şizofreni tanısıyla taburcu etmiştir.

Psikoloji dünyası Rosenhan deneyi ile çok şiddetli şekilde sarsılmış ve eleştirilerin hedefi haline gelmiştir..

” Akıl Hastanelerinde Kişilerin Ruh Sağlığının Değerlendirilmesi Başarılı Şekilde Yapılamamaktadır “

Rosenhan bu sürecin sonucunda “Açıkça görüldüğü üzere akıl hastanelerinde kişilerin ruh sağlığının değerlendirmesi başarılı bir şekilde yapılamamaktadır.” cümlesiyle tespitlerini tüm akademik camia ile paylaşmıştır. Bu paylaşımı yaptığı 1973’te Science dergisinde yayımlanan “On Being Sane in Insane Places” (Akıl hastanelerinde akıllı olmak üzerine) makalesi sayesinde Akıl Hastalıklarının Ayırıcı Tanısında El Kitabı (The Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, DSM) isimli el kitabında üçüncü kez değişime gidilmiştir.  Aynı zamanda bir hukuk profesörü de olan Rosenhan hukuki süreçlere psikolojik verilerin de dahil edilmesi ve karar aşamasında psikoloji biliminden yararlanılması gibi değişikliklerin de başlangıcının yapılmasını sağladı.

David Rosenhan Deneyi Anlatıyor

Daha farklı zamanlarda da birçok psikolojik deneye ev sahipliği yapan Stanford Üniversitesinde öğretim üyesi olan David Rosenhan verdiği bir röportajda Rosenhan deneyinden bahsediyor. Stanford Üniversitesinde yapılan bir başka psikolojik deneyi okumak için tıklayın⇒

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here